Allah ilk ayetle “oku” dedi… Okumak kolay,
Yürü ya kulum dedikten sonra emeklemek kadar… Ama ayrıca “yaz” da dedi… İşte burada insan olmak zorlaşıyor. Yaz! Yazmak benim yaşadığım ülkede kolay, Zaten insanımız “ayakta” yazıyor hep, Zaten insanımız ayakta “uyuyarak” yazıyor…
Yaz! Peki dedim, başladım yazmaya. Türlü aşk öyküleri yazdım, Türü belli; Acındıracak, dokunacak yazılar… Acı karakter yapar benim halkımda, Edebiyatı acısına uydurur, Edebiyat zaten uydurmak değil midir her türlü? Yazar acıtır, okur acıtır, söyler acıtır.
Acıttım! Kökenimiz acı zaten, göçebe yaşamın yorgun savaşçılarıyız. Baba, eş, oğul, kuzen… Eril kayıpların dorukta olduğu halk, Acının dorukta donduğu halk… Yazdım! Onlar zaten acıyorlardı, yalnızca bir odun daha gerekliydi ateşe! Aşkımı odun, ruhumu ateş yaptım, Yanan da ben oldum, yakan da. <!--[if !supportLineBreakNewLine]--> <!--[endif]-->Okundu yazılarım. Birçok insanın en derin hislerine dokundu. Kalbini bulması kolaydır benim halkımın, Yerdedir hep, hep toprakta atar… Yere bakarak yazdım bende, boynu bükülmüş çiçek misali. Boynu bükükleri sever halkım, çiçeği kopararak sevdiği gibi! Yerdeki su birikintisine bakıp da gökyüzünü görmek de var, Göğe bırakır gözyaşını benim insanım…
İzledim, “ah”, “vah”, “tüh”, “yazııııık” demekten öteye gitmedim. Zaten hep kalan olduğum için, Gideni küçümsemek kolay oldu. O giderken küçülüyordu zaten. Gözün hilesi mi, hayatın cilvesi mi? Dünya yuvarlak değil mi? Önce omuzları, Sonra dudakları, En son da gözleri kaybolur gidenin…
Uyarıldım ama! “yaz”’dan öteye git dediler bana yazın sıcağında! ”Kendi sınırlarını aşmadan sınırlarını aş” dedi hocam! Benim sınırım yoktu, Zaten yerde biter gökte başlardım. Ve fark ettim, bitişlerim hep başlangıçlarımdan önce gelmiştir. Yaşadıklarımı yazmamdan uykusu gelmiş insanların, Artık gördüklerimi yazmam öneriliyor. Yaşamadan gördüğümü, Yazamam dedim…
Olmaz! Yazarsın sen! Namın var, yürüyen şanın var(!) Yaşamadığını yaşamış gibi yazıp, Yaşamayana yaşatmaktır senin görevin! Yazılan her şey edebiyat iken, Edebiyatı hayattan oluşturacaksın. Bırak giden gitmiş yoluna, zaten dünya yuvarlak, Bitirince geri dönecek sana! Ve ilk gözleri görünecek utançla… Sen önüne bak…
Ülkeni yaz, ülkünü yaz, mülkünü yaz, müşkülünü yaz, Emekli kuyruğunda ölen dedeyi yaz, Camide Cuma namazında müdür protokolünü yaz, Okulda kavgada yaralanan solcu arkadaşını yaz, Okulda reis namıyla tanınan ülkücü arkadaşını yaz, Okulda “hoca” diye anılan nurcu arkadaşını yaz, Lisede kız yüzünden bıçaklanan, Lisede hocasını alaya alan, Eroinin birini söndürüp diğerini yakan(!) arkadaşını yaz! Ders çalışmaktan yorulan, Yorulunca ağlayan, Notu düşük gelen, Notuna mı yoksa Gözyaşına mı ağlayacağını karıştıran arkadaşını yaz.
Her tartışmada belirlenmiş, aşılamayan konuları yaz. "Hükümet iyi beceremiyor bu işi", "Bor madenlerimiz gidiyor elden bakan yok", Sürülen savcıları yaz, "Japonlar Hiroşima’yı gezdiriyorlar çocuklarına, Sonra da fabrikaları", Sen tarih dersinde Çanakkale savaşı erlerine, Fatih Sultan’a, Kanuni’ye, Atatürk’e bıyık, sakal, güneş gözlüğü çizen, Ece’nin bacaklarına bakan lisedeki arkadaşını yaz, Allah muhafaza, Ya peygamber efendimizin de resmi olsaydı? Şükür…
Vergi kaçıranı yaz, Unutma, “aaaaa, ya bizim aslında petrolümüz varmış”, “Malı üretiyoruz, dışarı satıyoruz, sonra ürettiklerimizi alıyoruz” diyen, Sözünü, çayını bitirdikten sonra boşalmış, Kanser müsebbibi pet bardağın içine bırakan arkadaşını yaz.
Televizyonu yaz sen en iyisi! Bak Semra hanımın kızını kaçırmışlar, Aman keçileri de kaçırmadan yetişelim yardıma. Cumhurbaşkanının adını bilmeyen sanatçı(!)lar yine çıkmış piyasaya. Mankenlerin göğüsleri açılmış, arkadaşın ece’yi bırakmış, Bir elinde Mehmet Rauf, Diğer elinde kumanda, Sinesini açan mankene bakıyor!
Hadi bunları yazmadın, bari 12 Eylül’ü yaz! 12 sayısı doğum günün olma özelliğinden çıksın. 12 Eylülde çeken aileleri yaz. Ailelerin “biz çektik, çocuklarımız çekmesin” sözlerini yaz, Bu söze itimadı sonsuz olan ailenin, Düşünceyi düşünerek Düşündürmeyi amaçlaması sonucu, Düşünmeden uzak, Cep telefonu ile Ece’nin bacaklarını çeken arkadaşını yaz…
Yaz arkadaşım, ülkeni yaz. Kırmızı ışıkta geçen vekilleri yaz, İnadına kırmızı ışıkta duran cumhurbaşkanını yaz! Uyaran polise sürgün, göz yuman polise terfi veren vekili yaz. Cinnet geçiren polisin aile katliamını yaz. Hatta, Ve bir daha hatta, Sen en iyisi en favori konuyu yaz, Töre… Ölenleri yaz, öldürecekler okusun! Senaryosunu yaz, bilmiyorlarsa öğrensinler törede adam nasıl vurulur! Belki unuttukları bir detay kalır, onları da sen hatırlat… Hatırlat ki daha rahat vursunlar…
Türkü dinlemeyi “kıro”luk, MTV dinlemeyi erdem sayan, Kültüründen utanan gençleri yaz. Dilini unutanları yaz… Çok satayım diye dükkânının adını İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Yunanca, İspanyolca, Rusça… Ama ille de Türkçe dışı her dilde yazanı yaz! O da yazıyor, sen onun yazısını yaz ki, Hangi yazı “wrong” ise o yazı “correct” olsun.
Öğrenmeden ezberle geçen üniversite öğrencisini yaz. Fotokopiye kurban binlerce genci yaz. Yozlaşanını yaz, Yozlaştıranına para kazandır, tezadın kralını oluştur..
Sonra tekrar emekli kuyruğundaki dedeye dön! Ayıp olmasın adama, ölümünü izle bari… “vah vah, tüh tüh, yazıııııık” demeden geçme aman, Eksik kalma sakın. Ve tüm bu yazmak istediklerini gözden geçir… Şu anda tüm yazarların yazdığını, Ama bunları yalnızca diğer yazarların okuduğunu düşün. Dede ölürken sen gülümse, kendinden tiksin bir anlığına… Sonra geri git evine, Otur masana, Al kâğıt kalemi eline, kolanı al, MTV’yi aç, Başla yazmaya: Önce yüreğin gitti gülüm, gözlerin bende kaldı… Bırak bu işleri, bak hem yarın da sınavın var, sen çalış! Acı yaz, hüzün yaz, keder yaz, ölüm yaz, Arkadaşını da rahat bırak baksın ecenin bacaklarına…
Düşünmeyi de boş ver. Descartes bulduysa, Kant çöreklendi fikre… Bunlardan sana ne?
Sen en iyisi önce “yaz” Sonra yaşadıklarını “oku”…
Aydın AKDUMANYazılış Tarihi: 9 Aralık 2006, CumartesiSon Düzenleme: 26 Nisan 2007 |