Kabiliyet yoksa sanatçı olunmaz
ama çalışılmadıkça kabiliyet hiçbir işe yaramaz.

Emile Zola

             


13

Eki

Yandım

Tayfun KORKMAZ tarafından yazıldı   
Yazılarım var karanlık bulutlu, yağma telaşlı, yağıp da rahatlamak isteyen. Yazılarım var içinde kalıp damarlarımın, aklımın, fikrimin en müstehcen yerlerinde kalıp da kimseye görünmeden kaybolmak isteyen…
Şarkılarım var… Hep, sadece sen duy istediğim… Bu isteği şarkılarım değil, ben yapıyorum. Şarkılarıma bakarsan, onlarda bir ince sitem, ama kendi kendine, dağ daniz tepe toprak bir haykırış, senin adında, çoğul bir yanlızlık…
Hep böyle başlayan, ama hep böyle bitmek bilmeyen serüvenlerden sonra yazası gelir insanın. “Seni seviyorum işte ulan!” diyesi gelsede kişinin, nedense bir anda dillenemez sözler öyle insanın ağzında kolay kolay. ..
Ben de sana söyleyemedim… Keşke hergün bin kere söyleseydim. Bin kere… Sen sıkılana kadar. Biliyorum, sıkılmazdın…
Hadi konuşalım biraz he, ne dersin? ( Yazar içindeki sevgiliyle konuşmaktadır…)
- Nasılsın? Ne yapıyorsun? Neredeydin? Telefonunu da kapattırmışsın, çok aradım seni, özelden veya genelden… Açan oldu ama, hattın otomatiğinden konuştular sadece… Neredeydin aşkım? Sen gittikten sonra acıyan yerlerim oldu benim. Kalbim, elim , beynim, ağzım, kulağım… Baştan ayağa sarhoş oldum… Acıdı bardaktaki beyazlık halime benim…Bana ne oldu aşkım? Sen gittin gideli, benden…? Hangi şehrin sınırları içerisinde olduğunu biliyorum. Hatta her gün nerede olduğunu ne işle ilgilendiğini de biliyorum.Biliyorum hep ben konuşuyorum, ama sözü sana bırakmaktan korkuyorum. Anlıyor musun? Korku ne demektir… Neden korkar insan, durduk yere… Durduk yere mi korkar insan yoksa her korkunu bir sebebi var mıdır? Biliyorum, sen yokken kafayı yedim ben. Cevabı olmayan sorular şehrindeyim… Her tabelada bir soru, altında yok cevabı… Zor günlerdi… Gecelerdi… Çok zor tam bir koca seneydi… Hatta geçti bir koca seneyi bu alev alev ayrılık olalı…Ben yandım…Çok zor, inan çok zor bu durumda sana içimdeki herşeyi, bir bir anlatmak.
- Ben…
- Sesini duydum… Rüyalarımdakinden kalınlaşmış sanki sesin. Sesinde sanki bir yeni uyanmışlık…
- Hayır…
- Evet, hayır! Sen hep erken kalkardın ama, sesin hiç böyle grip tonlu… Yoksa hasta mısın?
- Hayır!
- Evet, hayır! Olma da zaten. Öyle zor geçer ki yaz gribi… Dengesiz bir hastalıktır ve insan genelde “ulan gökyüzü karanlık, ama hava çok sıcak. Ne giysem acaba?” derken yakalanır bu densiz hastalığa…
- Hayır!
- Evet hayır mı oynayacağız sürekli… Eğer amaç evet ve hayırı kullanmamaksa sen tam dört kere yandın canım…
- Şakaya vuruyorsun…
- Evet…
- Yandın…
- İlk yanışım değil… Bundan yaklaşık bir sene önce de yanmıştım. Hem de “ evet- hayır” demeden…
- Alışkınım diyorsun?
- Alıştırdın demeli…
- Yanmaya mı?
- Yandım…
- Yani evet…
- Yani...
- Konu dağılıyor…
- Toparlamak lazım…
- Toparlamak…
- Yandım…
- Kolay değil…
- Hiçbirşey gibi…
- Biz beceremedik…
- Biliyorum...
- Hep üç nokta koyuyorsun cümlelerinin sonuna…
- Sen de…
- Tamam koymayalım artık o zaman…
- Koyalım…
- Neden?...
- Soru işaretinden sonra koyulmaz…
- Afedersin…
- Ederim…
- Neden?...
- Yine yaptın…
- Afedersin…
- Ederim, çünkü ben seni unutamadım…
- Orta sayfadan giriş yaptın, bir başa dönse miydik?
- Uzun sürer… Sen de ben de biliyoruz olanı biteni…
- Evet ama, bu yazıyı ilk kez okuyup yazıdan birşeyler anlamaya çalışanlar…
- Anlayamazlar…
- İçlerinde birkaç kez aşık olanlar vardır, eminim…
- Kaybettiler…
- Neyi?...
- Çok soru soruyorsun..
- Sormayayım mı?
- Yine…
- Tamam, afedersin…

Geyik muhabbeti öyle bir yere gelmişti ki, ben seni bir daha hiç sevemedim…

- Hani bakkal amca vardı, hatırladın mı?
- Rasim amca?
- Evet.
- Eee?
- Sizlere ömür…
- İnanmıyorum…
- Ben de…
- Üç nokta…
- Aynen…
- E bir daha o mahallede kimse onunkiler kadar güzel çikolatalar satamayacak ve sen bir daha o çikolatalar kadar güzel bir çikolata ısmarlayamacaksın bana…
- Çikolata ısmarlanmaz…
- Her neyse…
- Allah rahmet eylesin…
- Amin, umarım dilediği yerdedir…
- Amin, umarım dilediği yeri ummuştur…
- Edebiyat yapıyorsun…
- Sen de…
- İşim o…
- O zaman benim de…
- Neden?
- Çünkü ben senim, sen de ben…
- Ama sen bensizken, üstelik, ellerin….
- Ne olmuş ellerime?
- Eline en yakışan takı benim elimdi…
- …
- Konuş…
- Mam…
- Ne?
- Konuş-mam, konuşamam…
- Ben de seni hiç unutamadım… Nerden çıktı o herif?
- Ona, herif deme,lütfen…
- Değil mi?
- Hayır, argo gibi geldi de…
- Geldiği gibi gider o zaman…
- Artık çok geç…
- Neden?
- Çünkü…
- Eeee?
- …
- Alo?
- …
- Sesin gelmiyor?
- …
- Devam et lütfen, orada olduğunu biliyorum…
- Parmağımda taşıyorum ben artık o, herif’i!

Bu ondan duyduğum son cümleler oldu… “Parmağımda taşıyorum ben artık o, herif’i! ” Bu, haksız bir ayrılığın peşinden yaşanılabilecek en mantıklı hadiseydi… Evet, elbette ki kimse hayatının sonuna kadar beni bekleyecek değildi. Böyle bir aşk sadece romanlarda, hikaye kitaplarında saklıydı… Saklıydı ama… Kesinlikle gün yüzüne çıkarılmazdı…
Eğer sen de bir gün, haksız yere, birilerinin kalbini kırar ve üzersen, bir gün, birileri gelir senin ciğerini söker götürür… İşte o zaman, sen de…“Evet- hayır…” ( yanarsın )


Bu sayfayı aşağıdaki topluluk sitelerinde yayınlayabilirsiniz
Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Facebook! StumbleUpon! Yahoo! Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
küçült | büyült

busy
 
     
 
 
     
Sanatyorum.com'da yayınlanan eserlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarına aittir.
Sanatyorum.com bu sebeple sorumlu tutulamaz. 2005-2008