 "Tam bu akşam, böyle, seni düşünürken,
Çisil Çisil bir yağmur başladı, şaka gibi... Ağlasam kimse anlamaz, yüzüm gözüm sırılsıklam, Ruhumu söndürsün yağmur, yanıyorum Allahım.."
Ne de güzel söylemiş Erhan Güleryüz, ne de içten yazmış. Bir ayrılığın ardından yazdığı şu dört mısra, aslında binlerce ayrılığın ve yalnız kalmış yüreğin ağıtı haline gelmiş. Her mısra aslında bir zehir gibi işliyor dimağımıza. Zordur aslında bir ayrılığın ardından gözyaşı dökmek. Dışarıya akmaması için, insan durmadan içine damlatır bu gözyaşı denen zehri. Nedeni karmaşıktır ama yapar işte. Doya doya, bağıra bağıra ağlayamaz. Bunun cezasını da aslında ruhu çeker.
Ama yağmur bir başkadır. Hani derler ya: “Yağmur doğanın gözyaşıdır” diye, buna pek katılmıyorum. Aslında yağmur doğanın değil, bu güne kadar ağlamayı becerebilmiş insanların gözyaşlarıdır. Yanaklarımızdan süzülüp yere düştükten sonra, buharlaşıp yukarıda yağmur olur, akar...
Yağmur bir başkadır. Yağmur aslında bir kurtuluştur. Ayrılığımızın daha ilk saniyesinde, hemen bencil bir yürekle, yağmur yağsın isteriz deli gibi. Çoğumuz yağmurlarda ağlayabiliriz çünkü; Ve çünkü yağmurdur gözyaşımızı kusursuzca gizleyen. Yağmura sığınırız, biz ağladıkça yağmur artar. Ta ruhumuza işleyene kadar durmadan yağar. Ruhumuza kadar iner, yüreğimizi kaplamış olan pası, ur gibi yayılmış olan ayrılık acısını sökene kadar yağar. Ve durur... Ta ki biz yine ağlayana kadar!
Ne de güzel söylemişsin Erhan abi, ne de güzel yazmışsın. Ama kaçırdığın bir nokta var ki, asıl can yakan odur. Bizim buralarda pek yağmur yağmaz. burası soğuktur, burası kardır, borandır, buzdur. Ve ayrılığa soğuk derman olmuyor hiçbir zaman...
Bende her ayrılığın kıyısında olan insan gibi otogarda ayrılığımın acısını yaşarken, hemen yağmur yağsın istedim. Çünkü nedense sadece sol gözümde bir damla yaş birikti. Ama dedim ya buraları pek soğuktur. Yağmura en çok ihtiyaç duyduğum anda, soğuğun gerçek yüzü bir daha vurdu beni. Ve o gözyaşı hala yanağımda donmuş bir şekilde durur...
Ha sorarsan yağmur gelmedi mi? Geldi. Ama o geldiğinde artık çok, ama çok geçti ağlamak için. Çünkü ne pasını sökecek, nede yayılmış ur'unu temizleyecek bir yürek kaldı bende. Yağmur çok geç yağdı, Ağlamak için çok geç Ve giden; asla çölüme geri dönmeyecek...
Çöl dedim de, yine yapmışsın yapacağını! Ne de güzel işlemişsin sözlere duygularımı Erhan abi : "Bir kapı kapanır, bin kapı açılır, Kapısız çöllerde ölmezsem eğer..."
Aydın AKDUMAN Yazılış Tarihi: 19 Nisan 2004 Son Düzenleme: 12 Mayıs 2004 |