Gözlerde yaş yoksa
RUH gökkuşağına sahip olamaz.

Kızılderili Atasözü
Anasayfa Makaleler Sıralı Kilit

             
Sıralı Kilit
Üzeyir Süğümlü tarafından yazıldı   
Cumartesi, 13 Ekim 2007 13:18
Kavram: Bazı dokuların bir araya gelerek birleşmelerinden meydana gelen yapıdır(somutlaştırılmış tanım).
 
Kavrama ise o dokuyu çözebilme, onu şifresiz hale getirebilmedir. Bu her türlü kavram için geçerlidir. Bizim yazı yazmamıza sebebiyet veren konu için de geçerlidir. Bu konu kavramlardan bina olmuş olacaktır.

Okuma-yazma becerileri birbirlerine bağlı bir yapı sergilerler. Yazmayı kavramadan okuma diye bir durumdan söz etmek mümkün değildir. İlk olarak yazı yazabilme becerisi kazanılacak daha sonra ona bağlı olarak okuma eylemi geçekleştirilecektir. İlk olarak yazıları çözme şeklinde gerçekleşecek olan okuma eyleminin bundan sonraki aşamaları vardır. Bu mefhumları ele almadan önce yazı kavramından işe başlayalım.

Yazı yazabilmek basit bir iş değildir. Eğitim ister, hem de uzun süreli bir eğitim gerektirir. Yazı yazmayı kavramak parçaları birleştirerek bir bütün oluşturabilmektir. Yazı yazma 6 yaşından itibaren ilköğretime başlayan her öğrenciye öğretilmeye çalışılır. Yazı yazabilmeyi öğrenmek hayatın bir dönüm noktasıdır sanki. İnsanda ilk olarak söylenen her şeyi, gördüğü nesnelerin adını yazma merakı vardır. Temel eğitim burada önem kazanmaktadır. Eğer çocuğa o yaşlarda bunu sevdirerek aşılarsak, çocuk ileriki yaşamında yazı yazmayı hayatının bir parçası kabul edecek ve belki de yazar olabilecektir. Bunu aksinin olmasını sanıyorum hiç kimse istemez. Ayrıca yazıyı güzel kullanmakta önemli yer tutar. Kızlar bu konuda erkeklerden daha avantajlıdır. Yazmayı sevmek kadar onu güzel bir şekilde kullanabilmekte bu işin bir parçasıdır. Sevilmeyen bir iş nasıl başarılır ki? Yapılan işten haz duyulursa o iş verimli olabilir.

Okuma becerisini kazanma nasıl gerçekleşir? Okuma, gözler ile yapılan kodlanmış yazıları çözme işlemidir. Bu durumu dil vasıtasıyla dışarıya konuşma şeklinde yansıtabiliriz. Okuma becerisini kavramış bir kişi çağımız için sosyalleşme yolunda büyük bir adım atmış sayılır. Okuma bireyi bilgilendiren bir eylem olup okuduklarımızı günlük hayatta pratik yapabiliriz. Okuyabilmek kadar önemli olan bir diğer nokta ise okuduğunu anlayabilme becerisidir. Okuduğunu anlayabilme, özümseyebilme üçüncü ve önemli bir basamağı teşkil eder.

Çok yazan çok okur. Yazabilmek ile okuyabilmek birbirine bağlı kavramlardır. Okumayı hayatımızın bir parçası, yaşamımızı için bir gereksinim olarak algılamalıyız. Bir yazıyı okuduğumuz zaman o yazıda vücuda gelen fikirleri özümseyebildiğimiz oranında bu işi beceriyoruzdur demektir. Bunun ilk aşaması okuduğumuz her cümleyi, paragrafı ve en sonunda da tüm metni anlam tahliline tabi tutmaktır. Bu çalışmayı yaparsak metinleri anlamada herhangi bir sıkıntı çekileceğini düşünmüyorum. Kelimelerin cümlede nasıl kullanıldığını, cümlelerin de paragraftaki kullanımı ve paragrafların metindeki rolü, özümsememiz gereken bu yapıdır. Bunu tahlil etmemiz gerekmektedir.

Bundan sonraki süreç eleştirerek okuyabilmedir. Bu okuduğunu anlayabilme becerisi üzerine teşekkül eder. Bu beceriyi kazanmak kolay değildir. Bunun için çok okumak gerekmektedir. Okuduğunu özümsemek gerekir. Bununla ilgili süreçleri yukarıda belirtmiştik Eleştirebilmek değer biçebilmektir. Bir hüküm vermektir. Okuduğuna değer biçme, onu bir yargılamaya tabi tutma hassasiyet ister, dikkat ister. Bu işte kolay olmasa gerek. Bu zamanla, okuyarak kazanılan bir yetenektir. Çağımız bilgi çağıdır ve eleştirerek okuma önem kazanmaktadır. Bilginin bu kadar hızlı üretilip kullanıldığı bir çağda ülkemizin eleştirerek okuyan bireylere ihtiyacı vardır. Bu eksiliği biz Tanzimat süreciyle beraber yaşadık ve vahim sonuçlarını gördük. İnsan bilmediği bir konu hakkında değerlendirme yapamaz. Öncelikle o konuyu öğrenmesi gerekir. Bo da ancak okuma vasıtası ve türevleriyle olabilir.

Okumanın son aşaması evrensel okumadır. Bu aşamaya gelmek hiçte kolay değildir. Bu artık kendini aşma denilen durumdur. Evrensel olarak okuma yapabilme her şeyi evrensel değerlendirebilme anlamına gelir. Bu tür okuma becerisine sahip bireylere senkronize olmuş bireyler de denilebilir. Yani kendi toplumunun değerleriyle diğer toplumların değerlerini, geçmişi ile bugünü karşılaştırabilen ve buna bağlı olarak bir yargıya vara bilen birey. Bu vasıflara sahip bireyin evrensel okuma becerisi kazanmış bir birey olması gerekmektedir.

Bilgi çağında bilgi toplumu olmadan yaşamak gün geçtikçe müşkül bir hale gelmektedir. Artık var olan bilgiyi kullanma dönemi yerine bilgi üretme dönemi başlamıştır. Bilgi toplumu bilgi ithal eden değil bilgi üretebilen toplumdur. Ülkemiz için durum maalesef böyle değildir. Bu nedenle evrensel okuma yapabilen ve bu doğrultuda bir şeyler üretebilen bireylere ihtiyacımız vardır. Her geçen gün de bu ihtiyaç artmaktadır. Bu sorunun çözümlenmesinde işe temelden başlamak en nihai sonucu verecektir. Temel eğitimin üzerine hassasiyetle gitmek gerekir. Dünyada her şey yazı üzerine kodlanmıştır. Bu yazıları anlama, eleştirme ve bir yargıya tabi tutma bu noktada önem kazanmaktadır. Evrensel anlamda yapılanları sorgulayabilme ise bir toplumun ulaşabileceği en üst seviye gibi gözükmektedir. Biz okuma eylemini yaygınlaştırmadan üst noktalara gelemeyiz. Bir bebek mama yeme dönemini geçirmeden yemek yeme dönemine geçemez.

Bugün dünyada söz sahibi toplumların durumu incelenirse, evrensel anlamda okumanın önemi ortaya çıkacaktır. Bir toplum niye diğer toplumların tarihini okusun ki? Eğer karşısında bulunabilecek toplumun değerlerini, tarihini, yaşadığı coğrafyayı bilirse o toplumların üzerinde egemenlik kurması ya da kontrolü altına alması kolay olmaktadır. Günümüzde Amerika ve Avrupa’daki üniversitelerde Türkoloji bölümleri ve diğer toplumları ilgilendiren bölümler bulunmaktadır. Evrensel okumaya en güzel örnektir bunlar; ama aleyhimize olan örneklerdir. Bunu bizim önce kendimizi okuyarak daha sonra evrensel okuyarak bertaraf etmemiz gerekmektedir. Bu uzun bir süreçtir ve hiçbir başarı kısa sürede elde edilmemiştir.

Bunların gerçekleşmesi tabi ki yazıldığı kadar kolay değildir. En azından yazmaya başlamışız demektir. Bunların temelini eğitim oluşturmaktadır. Bir toplumun ortak değerleri mevcutsa o toplum ayakta kalabilir. Ortak değerler yoksa orada kargaşa vardır ve toplum kısa sürede kendini deşifre eder. Bunların olmaması ve toplumun ayakta daha dik durabilmesi için eğitime şiddetle gereksinim vardır. Eğitimin tamamı okuma ve yazma üzerine kurulmuştur. Bunlar yapılmadan ideallerimiz sadece ideal olarak kalacaktır.

Okumak bir kültür özelliğidir, okuyan toplumların kültürünün bir parçasıdır. Biz Türkler 1928’de harf devriminden sonra bu işe önem verdik; ama istediğimiz düzeye ulaşamadık. İnsanlar zihinlerini sürekli olarak okuma eylemi sayesinde aktif tutabilirler. Okumayan bir toplum statik bir yapıya sahiptir ve bu o toplum için hiçte iyi değildir.

Dünya üzerinde ki medeniyetlerin çoğu yazıya bağlı olarak tezahür etmiştir. Mezopotamya, Antik Yunan, Roma, Helenistik, Türk-İslam medeniyeti gibi medeniyetler bunlara örnek gösterilebilir. İslam dininin ilk emirlerinden birisi olan “oku” emri zaten Türk-İslam medeniyetin nasıl oluştuğunu göstermektedir. Türkler İslam’ı kabul ettikten sonra Türk-İslam medeniyeti vücuda gelmiştir. Bunların tamamı yazı ve okuma kültürüne bağlı olarak ifşa etmiş ve varlığını da bu şekilde devam ettirmeye çalışmaktadır.

Yazı, okuma, anlayarak okuma, eleştirel okuma, evrensel okuma kavramlarının birbiri ile olan ilişkilerinden ve bu kavramların öneminden bahsettik. Bu kavramlar insanların yazıyı icat ettikleri zamandan günümüze kadar gelen süreçlerde oluşan kavramlardır. Bu nedenle yazının ve buna bağlı olarak okumanın tarihini de incelemek gerekmektedir. Konu bütün boyutlarıyla tetkik edilmelidir.


Bu sayfayı aşağıdaki topluluk sitelerinde yayınlayabilirsiniz
Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Facebook! StumbleUpon! Yahoo! Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Yorum ekle

:D:lol::-);-)8):-|:-*:oops::sad::cry::o:-?:-x:eek::zzz:P:roll::sigh:


Güvenlik kodu
Yenile

     
 
 
     
Sanatyorum.com'da yayınlanan eserlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarına aittir.
Sanatyorum.com bu sebeple sorumlu tutulamaz. 2005-2008

Güzel Sözler