Hayalgücü
bilgiden daha önemlidir.

Albert Einstein
Anasayfa Yazılar Denemeler Senin için yerimiz var

             

13

Eki

Senin için yerimiz var
Yaz sıcağının içine saklanmış, sıkıntı dolu günlerden birinde yazıyorum yine sana ...
Şimdi sizlerden uzak bir limandayım.Masamda kahvem,bir elimde cigaram, diğer elimde yıllar öncesinden bir fotoğraf...
İnsan nasıl yazar ki başka türlü...
Annenle ilk tanıştığımız günü anımsıyorum, ki hiçbir zaman unutamadığım,unutmak istemediğim şeylerden birisi de o ilk gündür kızım.Sen de bil istedim...
Bekarlığın sultanlığını sürmekteydim yine o yılki tatilimde.Yalnızlığımı bavuluma koyup koyulmuştum yola.Neresi olduğu hiç önemli değildi.Çünkü insan cehennemde bile kendini yalnız hissedebilirdi. Bunu biliyordum...

Yorucu geçen bir dönemin ardından sıkı bir tatilin bana iyi geleceği fikrini taşıyarak koyuldum yola.Aklıma gelen ilk yer de büyük babanın bir arkadaşının bulunduğu, Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı bir tatil köyüydü. Yıllar evvel gitmiştim oraya. Adı Nostalji kamping...
Bana nostalji kelimesinin tarihini öğreten ilk yer...
Kafa dinlemeye bire bir,gayet sakin ama hareketli leziz bir mekan kısaca...
Oraya yerleştikten sonra, denizle kumun kesiştiği o noktaya derinden bir merhaba diyebilmek için sabırsızlanıyordum.
Şezlonguma uzanıp kitabımı okurken güneşin tenimde hareket ettiğini hissedebiliyordum.Kitabın altmışıncı sayfasıydı...
Elinde sigarasıyla bir bayan bana yaklaşıp çat pat bir Türkçe ile ateş istedi.
İşte ne olduysa o andan sonra oldu. Mesela sen...
Sonra aramızda seviyeli bir sohbet gerçekleşti. Onu anlamakta zorlanıyordum ama dilimizi az da olsa konuşabilmesi beni sevindirmişti doğrusu...Yalnız olup olmadığını sordum. Ne güzel bir haberdi ki, annen yalnızdı kızım!
İsmi Mery olan bu güzel bayanla çok güzel anlarımız geçti o yıl orada. Bu güzelliklerin arasına seni de sıkıştırmayı ihmal etmedik ama..
İngiliz bir bayanla bu kadar kısa sürede kaynaşacağımız aklımın ucundan geçmezdi, başıma geldi...
Evet kızım sanırım annene aşık olmuştum...
Onunla bu konuyu konuşabilmem için biraz gözü kara olmam şartını öne sürüyordu tabiat bana.
Onu bizim otelin barına davet ettim. Beni kırmadı...
Açılabilmek için elimden geleni yapıyordum. Tek korkum anlattıklarımdan bir şey anlayamayacağıydı. Cümlemin içinde ona yabancı olan bir tek kelime bile kullansam her şeyi berbat etmiş olacaktım.Bunun farkındaydım...
Önce soğuk bir şeyler söyledik...
Sonra sıcak bir ortam yaratabilmek için elimden geleni yaptım...
Ben seni seviyorum Mery!
Kendimce çok anlaşılır bir cümleydi bu ama her şeye rağmen kurduğum cümlenin İngilizce olanını da telaffuz ettim ona...
I love you Mery!
Artık beni anlamaması gibi bir hakkı yoktu. Her şey çok açık ve netti.
Yüzüme baktı. Ve o tarihi konuşmasını yaptı, yine o yarım yamalak üslubu ve şeker gibi diliyle...
Ben de seni seviyorum Kaan...
Evet aslında çok da uzun bir cümle değildi. Yani olayın destanlık hiçbir yanı yoktu ama o anı yaşamayan bilemez sevgili kızım...
İşte o günden yaklaşık iki ay süre kadar sonra annenle evlilik kararı aldık.
Ve Türkiye’de evlendik...
İşte ne olduysa o imzadan sonra oldu...
Evlendikten tahminen üç ay sonra bizim mahalleden dedikodular yükselmeye başlamıştı.Annen hakkında ağza alınmayacak derecede laflar üretenler sayesinde şimdi ayrı yerleşim birimlerinde sürüyoruz hayatımızı...
Sen bunu anlayabilecek yaştasın.Zaten bunu o sebeple yazıyorum sana.
Bir İngiliz ile evlenmenin ne zararı vardı diğer insanlara anlamış değildim.Annen bu durumdan oldukça şikayetçiydi.Ara sıra oturup ona buranın nasıl bir yer olduğu hakkında bilgiler veriyordum.Ama elbette ki Mery bunları anlamak zorunda değildi.İstediği kıyafeti giyebilme özgürlüğü vardı onun.Ama yazık ki mahalleli onun bu özgürlüğünü elinden alabilmek için her şeyi yaptı.Annenin geldiği yerlerde bu tür kısıtlamalar yoktur.Onlar istedikleri gibi dolaşırlar sokaklarda.Kimsenin derdi değildir yani bir başkasının hal ve hareketleri.
İkinci faktör de annenin bir Hıristiyan oluşuydu.Bence bununda benim açımdan ilginç bir yanı yoktu.Çünkü o bir İngiliz’di kızım.Bunu göze alarak evlenme teklif etmiştim ben ona.Ama nereden bilebilirdim ki kendimden önce mahalle eşrafının kararını almam gerektiğini!Hayır! Elbette ki benim evliliğim yalnızca beni ilgilendirirdi ama yaşadığımız şartlarda böyle bir kural koyuyor işte insanlara doğa.
Kısaca, ben dışında herkes annenden şikayetçiydi mahallede.Bir ara o mahalleden taşınma kararımı ilettim annene.Her şeyi çözebiliriz fikriyle.Ama annen bunu da reddetti.Haklı bir gerekçeyle ki şöyle bir cümleyle; bir ülkenin ne olduğunu oranın en küçük mahallesi ortaya koyar! Evet haklıydı...
Ayrılma kararı evliliğimizden yaklaşık iki yıl sonra konuşuldu.O geldiği yere gidecekti. Ben de Cehennemin dibine...
Sanki bunları bilerek düzenlemişim gibi bana haksız suçlamalarda bulundu sonraları.Ne kadar onu çok sevdiğimi onsuz yaşayamayacağımı söylesem de ikna edemedim işte.O zamanlar sen bir buçuk yaşındaydın.Sana benden daha iyi bakabileceği bir gerçekti annenin.Ben de doğru olanı yaptım ve seni de onunla birlikte gönderdim İngiltere’ye.
Şimdi kocaman kız olmuşsundur.Seni görmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki! Belki de yolda karşılaşsak tanıyamayacağım.Evet bu bir baba için en utanç verici şey ama kaderimizin çizgileri bizi ayırdı.Önüne geçemeyeceğimiz tek şey gibi sanki!Yani ölmekle ayrılmak arasında bir fark var mıdır bilinmez ama, bana sorarsan sevgili kızım,ayrılık daha acı verici bir hadise insanlar için.Çünkü ölümün geri getirmeyeceğini biliyoruz.O yüzden de beklemiyoruz.Ama ayrılık olunca perdenin adı,her an geri dönecek hazzıyla ömrümüzün geri kalanını çile ve kahır içinde geçirmeye mahkum ediliyoruz.
Şimdilerde de o acı gerçeğin verdiği buruklukla yaşamaya çalışıyoruz kızım...
Anneni ve seni çok özledim...

Bu mektup gönderildikten iki ay sonra, İngiltere’den mektup geldi...

Sevgili baba;
Ben kızın HİLLARY.
Mektubuma başlamadan önce sana annemin ve benim çok iyi olduğumuzu belirtmek isterim.
Mektubun geldiğinde,Türkiye’de bir babam olduğunun farkındaydım.Yani annem bana bunu sıklıkla hatırlatırdı.Şimdi yirmi iki yaşındayım.Sanırım bunu, sen benden daha iyi biliyorsun.Okuduklarımı ne kadar anlayabildim bilmiyorum ama,anladığım kadarıyla,annemle ayrılık kararınız, salt çevre insanları yüzünden olmuş.
Sevgili babacığım, annemin anlattığına göre buraya geldikten yaklaşık iki yıl sonra annem başka bir adamla evlenmiş.İsmi John.Burada avukatlık yapıyor ve bizi geçindirecek kadar parası var.Annemin onu ne kadar sevdiğini ve onun uygun kişi olup olmadığı hususunda bir fikrim yok.Ama aralarında tamamen bir saygı ilişkisinin olduğunu adım gibi biliyorum.Çünkü henüz bir kardeşim bile yok...
Geçen gece uyku tutmadı ve mutfağa gidip bir şeyler atıştırmak istedim.Mutfağa giderken salonda annemin oturduğunu fark ettim.Elinde bir yığın fotoğraf vardı.Sanırımım fotoğraftaki deniz suyu gözlerine sıçramıştı annemin.Annem ağlıyordu...
Beni yanına çağırdı ve seni gösterdi...
Ama gerçek sıfatınla...
Bak HİLLARY, bu senin baban, ismi Kaan...
O gün anladım neden bir kardeşim olmadığımı sevgili babacığım...
Haklısın ölümle ayrılık arasında bir fark yokmuş.
Bunu annemin o geceki gözlerinden kolayca anladım...
Ama hep merak ettim,Türkiye nasıl bir yer diye...
İki medeni insanı ayırabilecek kadar güçlü bir yer mi Türkiye?
Eğer öyleyse sevgili babacığım, evimizde senin için her zaman yer var...
En kısa zamanda görüşmek üzere.
Kızın HİLLARY...


Bu sayfayı aşağıdaki topluluk sitelerinde yayınlayabilirsiniz
Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Facebook! StumbleUpon! Yahoo! Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 
     
 
 
     
Sanatyorum.com'da yayınlanan eserlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarına aittir.
Sanatyorum.com bu sebeple sorumlu tutulamaz. 2005-2008

Güzel Sözler