 Saatin kaç olduğundan haberim yok. Soğuk artık o kadarda vurmuyor. Ne de olsa üç saati aşkın bir süredir buradayım.
Ama bu süre zarfında, tek bir adım bile atabilmiş değilim. Belki de durduğum yerdendir bu; uçurumun kenarında nasıl bir adım daha atabilirim ki?
Buraya gelmemin sebebi çok basitti: denenmiş intihar sahnesi… Benim için ilk olacak, benim gibileri içinse asla son olmayacak bir intihar şekli. Ama adımımı atamadım. Toprağın yavaş yavaş ayağımın altından kaydığını hissediyorum. Tamam, bu sefer atlıyorum, zor olmayacak, kısa bir süre sonra zaten neden atladığımı bile hatırlamayacağım… — Atlamayı düşünmüyorsun herhalde?
Uçurum kenarında duymak istediğim son ses, bana her zamanki tonla bu soruyu sordu, aklımdan bunlar geçerken. Arkamı dönmedim. Bu sesin sahibini tanımam için, onun konuşmasına bile gerek yoktu. Kendisini hissettiren tek insandı. Arkama dönmeye karar verdiğim zaman; karşımda, yeşili yavaş yavaş düşen ağacın altında duruyordu. Her zaman yaptığı gibi yaklaşmamıştı bana. Uzaktan seslenmeyi tercih etti. Rüzgâr, benden ona doğru esiyordu ama nedense saçları tıpkı benim istediğim gibi bana doğru dalgalanıyordu yavaş yavaş. Ona yaklaşmaya yeltendim, bir adım geri attı. — Bir saattir seyrediyorum seni, atlamayacağını bildiğim için sesimi çıkarmadım. — Neden geldin ki? Neden atlamayayım? — Çünkü ben istemiyorum. - Ama ben istiyorum! Hem ne zamandandır benim için bir şeyler istiyorsun? — Dalga geçmeyi kes, ben ciddiyim! — Özür dilerim…
Birden yüzü ciddileşince, başımı yere eğdim. Tekrar kaldırdığımda, yüzünde bu güne kadar görmediğim bir hüznün varlığını hissettim. Onu ilk kez böyle görmüştüm. — Neden atlamayı seçiyorsun? Neler yetmiyor artık sana? Çok mu doydun? — Bu hayata beni bağlayacak bir sebep kalmadığını düşünüyorum. — Sebebim yok diyemezsin. Var, biliyorum ben seni. — Sen beni bilmiyorsun. — Benimle inatlaşma, uçurumun kenarında olan sensin, ben değilim! Bunu sakın yapma! — Beni bu hayata bağlayan tek bir şey söyle, bende adım atacağım yönü değiştiririm.
Hatırlayamadığım birkaç sebep saydı bana, aralarında ailem, arkadaşlarım da vardı sanırım. Bildiğin kalıplaşmış hayata bağlama sebepleri… Ama benim istediğim sebebi verememişti. Güneşin usulca arkamdan doğduğunu fark ettim. — Vaktin daralıyor, güneş doğmadan atlamış olmam lazım. — Aklından bir sebep geçiyordur umarım, ben bulamadım. — Benim aklımda bağlayacak bir sebep var. — Nedir? Ağzımdan o kelimelerin çıkmasını gerçekten istemiyordum. Ama dedim ya, rüzgâr benden ona esiyordu… — Elimi tutarsan atlamam… Ben ona yaklaşmadım bu sefer, ama o bir adım daha geriye attı. Bende ona inat, arkamı döndüm tekrar. Bir adım daha attım… — Yapamam… — Elimi tutmak bu kadar mı zor? Bir adım atmak daha mı kolay geliyor sana? Sen bir adım geriye atabiliyorsun, ama benim bir adım bile atmama izin vermiyorsun! — Bana bunu yapma, elini tutamam! Ölmeni istemiyorum. Ama elini tutamam. — Neden diye sormayacağım! Elimi tutmuş olsan, bu uçurumda olmazdım. Ne de olsa her şey senden yana, her şey sensin! Sen ağacın altındasın, ben uçurumdayım. Seni o ağacın altına koyan benim, bunu gayet iyi biliyorsun. Sense beni uçuruma koyup, elimi tutmayı bile reddediyorsun! — Yapamam…
Sessizce birkaç damla yaş döktü ve arkasını döndü. Sanırım artık söyleyecek sözü kalmamıştı. Sonra bir adım öne doğru attığını duyar gibi oldum, bense önümü dönmüştüm çoktan. Ve yavaşça bıraktım kendimi… Düşüşün bu kadar sessiz olacağını tahmin etmemiştim. Güneş tam olarak doğmuştu. Bense yavaş yavaş düşüyordum. Rüzgâr belki de ilk kez bana doğru esiyordu. Oysa ben onu hayatta beklerken, rüzgâr hayatla ölüm arasında esti bana ve dalgalanmasını istediğim saçlar artık benden çok uzaktaydı. Sessizliği bozan sadece tek bir cümle oldu:
- Ellerini tutacağım, atlama…
Uyandığımda hatırladıklarım sadece bunlardı. Kan ve ter içinde uyanmayı bekliyordum, ama onu bile beceremedim. Garip bir rüya görmüştüm bu sefer. Yavaş yavaş doğrulduğumda, yastığımın gözlerime bakan kısmında, ta içine kadar sinmiş birkaç damla gözyaşını fark ettim. Sabah olmuştu ve ben yeni bir intihar için hazırdım. Ne de olsa yaşam devam ediyordu… Ha saçlar mı? Bilmiyorum… En son uçurumun kenarında gördüm.
Zaten o gündendir de düşüyorum… Aydın AKDUMANYazılış Tarihi: 6 Mart 2006Son Düzenleme: 09 Mayıs 2007
 |