 Ben böyle olmamalıydım. Bu kadar değiştirmemeliydi beni, yalnızlıklarla süslenmiş, sevda denen gülsüz diken. “Yalnızım” deme korkmayacak duruma gelmemeliydim. Bırakılmamalıydım en çok desteği beklediklerim tarafından. En zayıf anımı mı bekliyordu her şey?
Mutlu günlerimde bana her daim gülen yüzünü gösteren Güneş, sen mesela; darbe yediğim zaman mı geldi aklına batmak? Işığına ihtiyacım varken mi hatırlayıverdin o her zamanki angaryanı?
Peki ya sana ne demeli eski radyom? Daha bir kanalı bile çekmeyi beceremezken, ben sevdaya düşünce mi geldi aklına en ölümcül şarkıları çalmak? Nerede bıraktın o eski neşeli şarkılarını? Neden hep hüzünsün bana? Hani ben mutluyken pilin biterdi hep, kızardım ben de sana… Hiç mi bitmez oldu o pilin? Istırabımdan mı alıyorsun sen gücünü? Ya da zamanı da mı benzetin kendine?
Ya sen, zaman! Sana ne demeli? Garezin mi var bana? Mutlu anlarımda, huzurlu dakikalarımda çabucak geçip gitmeyi, gözden kaybolmayı bildin de; şimdi mi aklına geldi yanımda kalmak? Biliyorsun sen durdukça acımın geçmeyeceğini. O yüzden sürmek bilmezsin değil mi? Bilmez misin ki sen sürmeyince bitmez o 3, bilemedin 5 dakikalık yorgun şarkılar?
Yorgun şarkılar, size ne demeli? Avını gözleyen avcı sinsiliğinde bekliyordunuz beni! Nerede gözyaşı görseniz oraya gitmek zorunda mısınız? Yürekten vurmayı seviyorsunuz, biliyorum ama zaten kırılmış bir yüreği ezmenin anlamı ne?
Aslında boş tüm bu söylenenler, çünkü asıl suçlunun kim olduğunu çok iyi biliyorum! Sen değil misin beni bırakıp giden? Sen değil misin severken terk eden? Terk etmek kolay, ya kalmak? Terk edince sen beni, bilmez misin güneşim batar, zamanım durur, radyom ve şarkılarım düşman olur bana, aldığım her nefeste ölür, tekrar dirilirim? Bilmez misinki olan “kalan” a olur? Hayır, bu sefer olmamalı, kendine gel, o gidiyorsa sen de git!
Birden bu sesle irkildim. Kalktım, hayatımda hiç giyinmediğim kadar hızlı giyindim. Hatırlamıyorum, hangi ara bir odadan diğerine geçerken taksi çağırdığımı. Kurşun gibi indim merdivenleri, asansörden bana ne!
Bekliyordu taksi beni aşağıda. Hiç gelmediği kadar hızlı gelmişti bu sefer. Hemen bindim taksiye, “en hızlı şekilde otogar’a abi…” Allah’ım, ne olur gitmemiş olsun, ne olur yetişeyim! Sen de biraz hızlı sürsen ölür müsün be abi? Koşmaya mı başlasam arabanın içinde? Neler saçmalıyorum ben! Yol açık… Allah’ım, her gün tıkalı olan yol bugün açık! Park etmiş tüm arabalar, sanki selam verir gibi. Kader, galiba bu sefer benden yanasın…
* * * Ağlama diyemedim kadıncağıza, ama ne yapabilirim ki? İlk kez ayrılıyordu benden. Beni de ağlattı sağolsun. Ama elden ne gelir? Yüreğim dayanmaz otogara gelmeye demişti. Gelmemesi iyi oldu. Yoksa yine ağlardı, yine ağlardım… Babamı yarı yolda göndermekle en iyisini yaptım galiba, yoksa nasıl binerim ben o son model otobüse? Hiç kimse yok, en iyisin yaptım. Ama bu içimdeki büyüyen acı da neyin nesi? Neden dinmiyor? Daha ayrılmadım ki bu şehirden! Hem zaten hep ayrılmak istiyordum, “Bu şehir beni boğuyor, hak etmiyor beni” diyordum ya, oldu işte. Kalkacak birazdan otobüs. Alıp götürecek beni buralardan. Yol gittikçe yakınlaşacak, ama sonsuz kalacak; şehirse küçülecek, küçülecek, en sonunda yok olacak…Gecikme olmasın lütfen, hep 23 numaralı koltuğun sahibi geç kalıyor zaten! Sevinirdim belki kalan ben olsam, ama bu sefer olmaz! Bu sefer geç kalmamalı o yolcu!Acaba gelir mi? Gelmesin! Dedim ben ona, sıkı sıkı tembihledim gelme diye. Hem neden gelsin ki? O kadar büyük sevmiyordur. Seviyorsa bile gömsün! Mademki ardımda bir sevda, bir hayat bırakıyorum; varsın o da toprağın altında olsun. Şu verdiği kâğıt olmasa, daha rahat ayrılacaktım buralardan. Ben gidince güneşi doğmuyormuş. Yorgun şarkılar sıkıyormuş onu, zamanı duruyormuş. Ne yapayım? Varsın doğmasın güneşi, dursun zamanı! Kim dedi ona, benim beslediğimden daha büyük bir sevgi besle diye? Bal gibi biliyor gitmek zorunda olduğumu! Kal dese kalır mıydım? Kendime bile söyleyemezken, anneme söyledim bir tek. “Kal dese kalırım” dedim, bozuldu biraz, belli etmedi. Gelir mi acaba? Sözümü dinler mi? Yoksa her zaman yaptığı gibi o koca burnunun dikine mi gidecek? Kal demesin bana! Hayır, gelmemeli! Allah’ım, ne olur şurada az zamanım kalmış, kimse gelmesin, o gelmesin…
* * * — Al abi, 30 milyon, üstü kalsın!
O kadar hızlı indim ki arabadan, tutarın ne olduğunu bile duyamadım. Hızla girdim otogara, bakınıyorum etrafa. Neden bu kadar karışık yaparlar ki buraları? Kalkış peronu ile varış peronunu ne diye ayırırlar? Zaten başım ağrıyor! 4 bardak koyu, zift gibi kahve içtim. Öldürür mü acaba? Nerede bu kalkış peronu, nerede?
— Abi kalkış peronu nerede? — Canım sağa dön şurdan, yandaki kapı, direğe sorsan gösterir sana. — Sağol abi, Allah razı olsun. — Canım İstanbul var elimde, satayım sana? — Abi etme tutma, acelem var!
Nerde ruh hastası var, beni bulur zaten! Etrafta göremiyorum onu, çok mu hızlı koşuyorum acaba? İşte kapı… Eee, nerde? Hangi turla gidiyordu ki? Otogarın çıkışına doğru baktığımda, Telefonumu düşürdüğümün farkında değildim. Otobüsü kaçırmıştım. Onu kaçırmıştım. Gidiyordu işte! Yetişemedim, yapamadım… Kader, hani benden yanaydın? Yine aldın sevdiğimi benden, ne yapacağım ben şimdi? Koşsam yetişir miyim? Ayaklarımı hissetmiyorum. Hareket edemiyorum bile. Al işte, yine buğulandı etraf! Ağlayacak mıyım? Varsın dökülsün gözyaşlarım, ne de olsa buralarda herkes ağlar, kimse bakmaz. Bitti artık…
— Telefonunu düşürdün…
* * *
Allah’ım, ne olur gelmesin, o gelmesin. Ne zaman kalkacak bu otobüs? Saat hala dokuz olmadı mı? Yoksa benimde mi zamanım durdu? Ne diyorum ben! Gidiyorum, kimse engelleyemez beni, güçlü olmalıyım! Kal dese kalır mıyım? Ya gelirse? İşte yine koşuyor birisi. Kesin 23 numaralı yolcudur! Bir kere de geç kalmasan ölür müsün? Bir dakika, hayır Allah’ım hayır… Gelmiş, Gelme demiştim, sakın gelme demiştim, gelmiş. Neden? Telefonunu düşürdü yine. Zaten hiç sahip çıkamamıştı! Bir de bana bakacak allame-i cihan! Kal dese kalamam diyebilir miyim?
* * * Onun sesi bu! Boşuna yıkılmışım, Allah’ım, gitmemiş henüz! Mendil, kazağının kolu; ne bulursan bul, sil şu gözyaşlarını! Akıtma sakın! Geçir şu boğazındaki insan dışı hırıltıyı! Anlamasın ağladığını, acele et geçiyor saliseler!
— Sağol, hay Allah, hangi ara düşmüş? — Koşarken düşürdün. Seslendim arkandan, duymadın. — Eee, sağol. Sen de olmasan gidecekti vallahi telefon. — Yaa, gidecek…
Uzun bir sessizlik oldu. Uzun bir süre baktım gözlerine. Daldım, uzaklaştım, bağlandım ve koparamadım kendimi. Konuşacaktı da, sözcükler ona oyun oynuyormuşçasına saklanıyorlardı da, konuşamıyordu sanki. Konuşmam lazım, bir söz söylemem lazım! Hani hazırlamıştın tüm sözleri takside? Hani buğulu bir ses tonuyla etkileyici konuşacaktın? Ne oldu da sustun yine? Konuşsana! Buralara kadar boşuna gelmedin…
— Eee, saat kaçta kalkıyordu otobüsün? — Dokuzda, söylemiştim sana. — İyi o zaman geç kalmadım yani. — Neden geldin? Ben sana gelme demiştim?
Gelişine sevinmişken neden azarlıyorum ki onu? Gelmiş işte, gelme dedim ama gelmiş! Büyükmüş sevgisi. Hem bak, ağlamış da! Belli gözlerinden. Beni seviyor… Beni gerçekten seviyor. Kal dese kalır mıyım?
— Geldim, çünkü seni tekrar görmek istedim. — Ama ben gidiyorum, gitmem lazım. — Hayır, gitme sakın. — Neden?
Gelmeme sevinmedi belli, bakışları düştü. Hilal kaşları çattı bir kez daha. Gözlerindeki ateş sağolsun, uyandırdı beni. Bu kadar yolu susmak için gelmedim!
— Şimdi hiçbir şey söylemeden beni dinlemeni istiyorum. Sakın sözümü kesmeye kalkma! — Tamam, da ben… — Dur, kesme! Bak, ben henüz sensiz yapamıyorum. Gerçekten bak yapamıyorum. İnanmazsan sor herkese, öldüğümü söylerler sana! — Ya tamam da bir dak… — Girme araya! Bak gidersen ben atlarım. Vallahi atlarım, billahi atlarım! Bak büyük yemin ettim! — Gitmiyorum ki ben, kal… — Atlarım, yemin de ettim bak! Bırakma beni buralarda sensiz! — Ya gitmiyorum dedim sana! — Yaşayamam, atlarım. — Gitmiyorum. — Ölürüm… — Ya sabır, Ya sabır! Ya tamam gitmiyorum dedim!
Gitmiyor, Allah’ım gitmiyor! Usulca geldi, sokuldu yanıma. Elimi tuttu önce, sonra vazgeçti, sarıldı… Soğuktu hava ama bahardı şimdi ayaklarımın bastığı yer, çiçek açmıştı… Sarılmıştı bana. Gitmiyordu, kalıyordu…
— Gitmiyorsun. — Gitmiyorum, kusura bakma ama demek ki ben de henüz sensiz yapamıyorum. — Ya hayallerin? Ya gidişin? — Giderim bak kızdırma beni. — Tamam, tamam sustum bak. Vallahi sustum, billahi sustum. Büyük yemin ettim bak! Sustum. Konuşmuyorum bak duyuyor musun? Konuşuyor muyum? Konuşmuyorum! Sustum, vallahi sustum…
Allah’ım, son sustum dediğinde başladı ağlamaya! Şuna bak, ağlıyor çocuk gibi! Seviyor beni, yapamıyor bensiz. Ben de onsuz yapabilecek kadar hayalperest değilmişim. Kal diyemedi ama kaldım işte, gitmiyorum. Seviyor beni, seviyor…
— O zaman gel eve bırakayım seni. — Tamam, nasıl gideceğiz, yürüyerek mi?— Taksi tutarız.
Taksiyle onu eve bıraktıktan ve kendime geldikten sonra farkına vardım aynı taksiye bindiğimin. Almadı taksici dayı benden para. Radyo dinleyeyim dedim, yine pili bitmiş radyomun. Güldüm, taksi şoförü ile başladık sohbete.
Ne de olsa kalmıştı, gitmiyordu! Benim için kalmıştı, seviyordu beni.
Aydın AKDUMANYazılış Tarihi: 13 Nisan 2006Son Düzenleme: 26 Mayıs 2007
 |