1 – Belediye Otobüsü
Kişiler: Tek bir kişi içinde İyimser-Kötümser denilen iki kişilik. Teyze Amca Genç kız Genç oğlan Ve muhtemelen tüm otobüs ahalisi…
Mekân: Otobüsün içi. Bölünmeye ev sahipliği yapan genç, Altına kalorifer koyulan ve sol cenapta pencere kenarı olan koltukta oturmaktadır. Otobüs, kendinden beklenen hızın altında, tabiri caizse ‘aheste aheste’ alt durağa gitmektedir. Alt durak, binmeye âşık olan irili ufaklı insan tipleri ile doludur. Otobüs durur, iriler önde, ufaklar arkada; tıpkı akşam vakti ahırına dönen büyükbaşlar gibi sakince merdivenlere yönelirler…
İyimser: Neden cam kenarına oturduk?
Kötümser: Sana da iyilik yaramıyor. Rahat edelim diye oturduk. Hem bak, manzaramız bile var.
İyimser: Ama otobüse yaşlılar da biniyor, farkında mısın? Onlara yer vermemek için otur cam kenarına, ondan sonra, ‘Sen rahat et istedik de oturduk’ diye hem beni, hem kendini kandır.
Kötümser: Neden yer vereyim ki? Aynı parayı ben de vermiyor muyum? Para verdiysem neden oturmuyorum? Oturmadıysam neden para veriyorum? Neden kalkıp yerimi vereyim ki? Benden başka genç mi yok koskoca otobüste?
İyimser: Bencilliğinin sınırlarını çizmesini çok iyi beceriyorsun! İkimizin de aynı bedende bir olduğunu unutup da ‘ben’ sözünü kullanman bile bunu gösteriyor. Kendine sınır çizebiliyorsan, davranışlarına da çizmelisin!
Kötümser: Benim sınırlarım olmamalı. Toplumun tabu ve kuralları beni ilgilendirmemeli!
İyimser: Ama yaşadığın toplumun sınırları var! “Benden başka genç mi yok?” “Parasını veriyorum otururum” bunlar bahane ve safsata!
Kötümser: Ben en azı… Pardon! Biz en azından “kimseye” yer vermedik beyefendi! Bak bakalım yaşlılara doğrudan benim gibi davranan, ya da doğrudan senin davranmasını beklediğin gibi davranan var mı? Bak bak, şu çocuğa bak! Oturduğu yerden şu an iki kişiyi gözetliyor. Birisi senin tapındığın yaşlı amcalardan biri, diğeriyse muhtemelen üniversiteli, genç ve güzel bir kız. Dikkatle bak!
İyimser: Bakıyoruz…
Kişimiz kendi ile çelişirken, genç kız, yaşlı amcamızdan daha önce binmiştir. Oturan genç, kalkıp ilk önce bayana yer verir. Amcayı görmemiş gibi davranır. Kız zorunlu gülümser, yerine oturur…
Kötümser: Bak, gördün mü? Amca ayakta, genç kız oturdu, genç çocuk ayakta. Nasıl da mükemmel bir tablo di mi? bu tabloda seninle istersen toplumu, ahlakı uzun uzun arayalım, ne dersin? Nerede sence bunlar?
İyimser: Bence tablo henüz tamamlanmadı, bekleyelim istersen biraz…
Genç kız oturduğu anda, hem kendisine yer veren ve onu şiddetli arzularla seyre dalan genç adamın niyetini anlamış gibi bakar, hem de diğer göz ucuyla amcayı gözetler. Yerinden doğrulur, amcaya oturmasını söyler. Amcanın “aman yavrum sen rahatsız olma ben zaten birazdan ineceğim” şeklinde zuhur eden kibarlığına karşılık, hem tüm otobüs ahalisi duysun, hem de kendisine hala aç bir kurt gibi bakan gence hazin bir ders olsun diye, sesinin tüm imkânlarını kullanarak “olsun amcacığım, sen yaşlısın. Buyur otur ben rahatsız olmam” sözlerini sarf eder, kendinden emin olarak amcayı yerine oturtur. Ve amca, muhtemelen gereksiz kaçabilecek nezaketin kıyısından ayaklarını ıslatarak geçer, yerine oturur.
İyimser: İşte budur, gördün mü beyim! Bu hem o gencin, hem de senin suratında asil bir tokat gibi şaklamış olmalı!
Kötümser: Birincisi, bana bencil diyorsun, amenna. Ama nedense tokat yalnızca benim suratımda şaklıyor! İkincisi, bu olayda gencin kadın düşkünlüğünün sonucu olarak ihtiyarı görmezden gelmesinin ve kızın sırf çocuğu beğenmediği için yaptığı tek kişilik saçma gösterinin nihai suçlusu ben mi oldum? Ya da pardon, biz mi olduk?
İyimser: Olaylara hep kendi bakış açımdan bakmayı bana tembihleyen senin benmerkezciliğin olmasa neden böyle davranmayalım, değil mi bay rahatına düşkün egoist? Tokat neden bizim yüzümüzde patlamasın o halde? Burada oynanan saniyelik oyunda hepimiz suçlu değil miyiz? Sarkıntı genç, beğenmeyen genç, oralı olmayan genç… Bu genç tiplerinin cezasını ihtiyarlar, normalde hakları olan rahat koltuklarından mahrum kalarak ve ayakta yorularak mı ödeyecekler?
Kötümser: Normal hak, öyle mi? benim de itiraz ettiğim nokta burası değil mi? Haktan hukuktan bahsediyorsan eşitlik olmamalı mı? Aynı parayı ben de veriyorsam ve illa ki birileri ayakta gidiyorsa, bunun suçlusu yaşlı ya da genç değil; hizmetini sağlayamayan, otobüsü yan yatırana kadar insancıklarla dolduran, üç kuruş derdine birçok insanı ölüme doğru sürükleyen mercilerin değil mi? Adalet meselesinde hiçbir zaman benimle yarışma, çıkamazsın işin içinden!
İyimser: Adaletten haktan hukuktan bahseden kim sana? Bak, anlaman için bir örnek vereyim ben sana. Karşıya bak bakalım ne yazıyor?
Kötümser: Nerede?
İyimser: Canım, karşıda, şoförün arkasındaki cam panoda!
Kötümser: “M…… Kundura” ? “S….. İç giyim, meydan camii karşısı, indirimde aştık olayı biz!” ?
İyimser: Şaklabanlık etme! Onların üzerinde ne yazıyor, okusana!
Kötümser: “Lütfen yaşlılara yer veriniz.”, “Bir gün sen de yaşlanacaksın”, “Ey İnsanoğlu! Dünün vardı, yarının var mı? Gençliğine sakın güvenme, Ölen hep ihtiyar mı?”
İyimser: İşte kural diye anlatmaya çalıştığım bu! Görünmeyen, yazılmamış ahlaki kurallarımız! Bizi birbirimize bağlayan kültür dansı, şiirsel bir yaklaşım. Şu senin bas bas bağırdığın “Milli geçmişimizi korumalıyız” sözünün temeli, beyefendi! Sen bunları görmezden gelerek kuralsızım diye kasıl, sonra “Kültürümüz yok oluyor” diye kantin köşelerinde insanlara ahkâm kes! İşte tokat bu yüzden yalnızca senin yüzünde patladı!
Kötümser: Bana milletin birbirine peşkeş çekmek amacı ile kurduğu klişe otobüs yazıları ile kültür korunacağını anlatma lütfen! Tek yaptığın bazı yaşamsal kavramlara aniden parmak basarak zaten yufka olan insanları merdanende iyice yoğurup, dilediğin kıvama getirip kendi kendini tatmin etmek! Yerimizi vermek istesem, zaten kalkar verir, seninle tartışmaya girmezdim. Ama ben de aynı parayı verdim ve kalkıp da kimseye yerimi vermeyeceğim. Yani oturuyoruz!
İyimser: Peki, sen bilirsin! Uzatmayacağım… Ama bu halimizle de zararlı bir mahlûkat olduğumuzun farkında mısın? Az önce bizim yanımızdaki genç yerini bir teyzeye bıraktı. Otobüs durağımıza yaklaştı. Birazdan kalkarken teyzeyi de rahatsız edeceğiz. Bu konuda ne diyeceksin bakalım?
Kötümser: İyiden iyiye abarttın sende! Nasıl oturduysa öyle kalkar, biz de sakince ineriz! Ne yani, o kadar çıtkırıldım olalım, teyze de rahatsız olmasın diye en iyisi camdan çıkalım! Dur bak, hiçbir şey olmayacak, sen rahatına bak…
İyimser: Bekliyorum…
Otobüs durağa yaklaşır. Ayaktaki gençlerden birisi düğmeye basar, otobüs durur. Bölünme yaşayan gencimiz, düşüncelerinden sıyrılır, sakince teyzeye doğru eğilerek konuşur…
Genç: Teyzeciğim, müsadenle, ineceğim de…
Teyze: Evladım, madem erken inecektin neden cam kenarına oturdun? Poşetlerimi görmüyor musun nasıl kaldırayım bu kadar malzemeyi?
Genç: İyi ama teyzeciğim, durağı kaçıracağım şimdi, adam hareket edecek tekrar! Okula geç kalacağım yoksa!
Teyze: Aaaaa üstüme iyilik sağlık, yavrum görmüyor musun nasıl kalkayım, yer yok ki! İki durak sonra iniver?
Genç: Ama…
Teyze: Ama siz gençler de iyice konuşkan olmuşsunuz! Maşallah diliniz pabuç gibi! Aaah, nerede bizim zamanımızdaki kibar gençlik! Nerede saygı, edep, adap, görgü, terbiye! Yok, yok! Ar damarı kalmamış bu gençlikte! Bizim Melahat hanımın oğlu da böyle senin gibi konuşur hep. “Evladım, sürme kafana o kadar o cıvık şeylerden bak saçlarına yazık hem ne o öyle kuş gibi dikmişsin havaya, güzelce yandan ayırsana” diyorum, bana ne dese beğenirsin? “Ya halime teyze imaj bu imaj! Şekil yapıyoruz işte kızlar falan akşam cool olmak lazım! Dans falan yıkıcaz, ne o öyle yandan ayırmak falan rezil mi olayım bizim kareye!” demez mi? tek kelimesinden bir şey anladıysam ahha iki gözüm önüme aksın, çocuklarımın ölüsünü göreyim! Evladım, pabuç gibi diliniz ama yoook suç bizde! Bizde ki sizleri yetiştiremedik…
Genç: …………..
* * *
Tekrar bölünmeye uğrayan genç, otobüsten büyük bir sinir ile iner. İki durak geç inmiştir, okula geç kalınmıştır…
İyimser: Ne oldu? Hafiften biraz rengimiz mi döndü? Şöyle mor mu desem, kırmızı mı desem?
Kötümser: Hayır, ne dönmesi! Nereden çıkardın bunu?
İyimser: Bak, yine kaçıyorsun! İşte sen busun ve sorunumuzu teşkil eden şey de bunun altında yatıyor! Yaptığımızın ağırlığını hiçbir zaman taşıyamıyoruz. Akılsız ve kuralsız başımızın kahrını ayaklarımıza ödetiyoruz. İlahi Literatür’ de artık “Takdir-i İlahi” mi desem, “Hikmet-ül Teala” mı desem…
Kötümser: Bence sen en iyisi, azıcık da olsa bacaklarımız açıldığı ve spor yapmış olduğumuz için bana olan minnettarlığını çeşitli dualarla süsleyip altın tepside sunabilirsin. Hem bakarsın biraz kilo vermiş oluruz!
İyimser: Hep bahanelere sığınıyorsun, hep kaçıyorsun, hep kaçacaksın! Hayatın boyunca silik bir genç olarak kalacaksın!
Kötümser: Ne kadar da iyimsersin! Tartışmıyorum seninle…
Aydın AKDUMANYazılış Tarihi: 28-29 Mart 2007
 |