Uzun zaman olmuş, ben zamanı durdurmayalı. Zaman zaten bana inat, hep senden yana durmuş. Huyudur, her resimde, her anı defterinde,
Her kâğıtta ve her kâğıda nakkaş edası ile endam katan Birkaç damla mürekkebin kokusunda paklanmış, Zaman seni benden alalı, Hiç bakamadığım gözlerime saklanmış…
*
Olur ya, gözlerime kâğıt rengi iyi gelir, Mürekkep kokusu genzimi açar umuduyla, Bir eski deftere sığınıyorum, Senin kokundan uzak o ellibeşinci akşamda. Oracıkta buluyorum zamanı! Ben alacaklıyım illa ki Ve yapışıyorum zamanın yakasına, “Bana onu ver!” diyorum. Ama zaman bana senden kalan bir şiir, Sen kalan bir ağıt sunuyor. Zaman yüreğime sığınıyor o vakit, Zaman bana inat sen oluyor…
*
Bakınıyorum bir süre, Kelimeler dans ediyor sanki Ve ben kendimle övünüyorum fütursuzca, “Ne de güzel yazmışım lan” diyorum. Öyle ya; Maviyle beyazı buluşturmuşum lise tadımda Ve demişim: Aşktır bu! Beyaz sensin ey gelinim, mavi ben Ve ikimizi birleştirmişim. Sen bende şiir, Ben sende sevda olmuşum…
*
“Ama” diyorum, “Ama ters giden bir şeyler var sanki!” Ben bu şiiri, daha seni tanımadan yazmışım. Esmer tenini beyaz diye hayal etmiş, Ben hep mavi kalmış hatta biraz morarmış, Daha ilk satırda kafa üstü çakılmışım. Öyle ya; Seni tanımadan sevmiş, sana sormadan, Aşkı sende bulmuşum. İşte ben zamanla aramı o ara bozmuş, Araya aracı koymadan arazi olmuşum…
*
Sen unutursun da, zaman unutur mu? Herkes senin gibi, Sevdasını bile bile unutmaya mahkûm mu? Zaman bu, taktığın çelmeyi sana her saniye, Her salise geri iade etmiş de; Dizlerinde uzanırken fark etmemişsin heyhat, Yüzükoyun ayrılığa kapaklandığını… Zaman bu; Sen hatırlatmazsın da, O unutturur mu?
*
Toparlamalıyım, Kelimelere sığdırmalı, Sayfalara yedirmeliyim benden ayrılışını. Ben alışmışım, Belki hazmedemez yediğini de, Kâğıt kusar benim senden yana feryadımı… Son kez elveda diyemeden, Arkanı dönüp gittiğin o sokağı yazmalıyım. Sokak bu, seni benden ayırışının neyini yazayım da, Kaldırım kaldırım ağlasın… Adımlar çiftken tek, Yankılar ikiyken bir olmuş. Senin beyazını, benim mavimi sormadan almış, Sokak senden karanlık, Benden yalan olmuş…
*
Sen beni terk edeli tam ellibeş karanlık olmuş, Ne şiirdeki mavi kalmış benim gözlerimde, Ne de senin beyaz tenin…
Bir esmerlik kalmış yalnızca kâğıdın üzerinde, Ortasından karanlık; Sigaranın külünü, “Aman sakın oraya dökmeyesin” dediğim, Çalışma masamda unutmuş, Söndürmemişsin… Sen giderken rüzgârını aldıktan sonra, Nefesinin küllerini şiirim söndürmüş, neye yarar? Yana yakıla dökmüş kelimelerini masama, Bir gariban ki, Bağrından sana yanık Ortasından bana karanlık…
*
Kelime bu, durur mu yerinde? Hemen de bulmuş resmimizi masanın en ücra köşesinde. Mavi gelmiş benim gözlerim olmuş, Beyaz da senin gelinliğin… Ama Ama bir şeyler hala ters gidiyor, Bu kelimelerde artık birer yalancı olmuşlar! Daha dün gibi hatırlarım, Bundan tam ellibeş gün önce, O karanlık sokağın hiçbir zaman sevemediğim Ve hep yürekten nefret edeceğim dehlizlerinden birinde, Mavi bana şafak, Beyaz sana kefen olmuştu…
Hey, âlimlerin oyuncakları, yazarların silahları, Yazamayanların kâbusları, imansız kelimeler! Siz kimi kandırıyorsunuz? Benim adım zaten karanlık…
*
Haydi, zaman! Durma, oyuna devam! Daha bunamadık… Bırak kelimeler alay etsin, onları zaten tutan kalmamış. Ben yine masamda uyuyakalayım, Son şiirimi yazarken; Sen iyisi mi bana ellialtıncı günümü ver, Mavi bana umut olsun… Anlamadım, beyaz mı? Beyazda sana mezar olsun…
Aydın AKDUMAN, Yazılış Tarihi: 09 Ocak 2007, Salı saat 00.30Son Düzenleme: 26 Nisan 2007
 |