Gözlerde yaş yoksa
RUH gökkuşağına sahip olamaz.

Kızılderili Atasözü
Anasayfa Hikayeler Kapatıyoruz Sevdam...

             
Kapatıyoruz Sevdam...
Aydın Akduman tarafından yazıldı   
Pazartesi, 15 Ekim 2007 12:19
Ben hep kalın perdelerle yaşadım sevdalarımı. Karanlık odalar içinde dört tane dilsiz duvarın cümleleriyle büyüdü o sevdalar; amaçsız, yorgun… Hiçbir sevdamın dillere destan bir rengi olamadı. Hep renksizdi, griydi arada. Ne bir gül renk kattı, ne de amaçsız bir kavga. “Benim en sevdiğim renk mavidir, ama açık mavi” diyemedi bir türlü. Arası sadece renklerle bozuk değildi tabii ki. Hiçbir zaman, “Bu parça ikimizin olsun, bu ikimizin şarkısıydı” diyemedi benim sevdalarım. Hep ritimsiz, ezgisiz, perdesiz yaşadı o sessiz tınılarını ve sonrasında bir türlü bağıramadı meyhanelerde. Bir türlü “Yeter artık, çalmayın o parçayı!” diyemedi. Hoş, öyle meyhanelere düşebilecek kadar da cesur büyüyemediler. Dilsiz duvarın eğittiği sevdadan ne beklersin ki?

Aslında benim sevdam hiç Ankara’ya gidemedi. Uzun bir gecede bir Dört Eylül Mavi Treni’nde ömrünün son demlerini yaşayan, sabaha tekrar doğacak olan bir yürek olamadı. Tanımadığı bir garda, üzerinde yılların yorgunluğu ile arayamadı sevdiğini ve bulamadı da… Ankara baharında, başka hiçbir şehrin yağmuru gibi ağlamayan o yağmurun altında kahvaltı yapamadı. Hiç yan yana oturamadı sevdiğiyle, beraberce yağmurda ıslanan insanları seyredemedi. Serin bir Ankara akşamında, ne sevdiğinin elini tutmaya korkabildi, ne de bırakmaya. Ekmeğini çakal edasıyla kazanan bir çiçekçiden kokmayan, yapay bir gül alamadı ve o güle bir bakışıyla hayat veremedi.

Saatlerce uykusuz olmasına rağmen sabahlayamadı sevdiğiyle benim o sağır sevdam. Ne onun saçlarını okşamaya korkabildi, ne de dizlerinde yatmaya.
Hakikaten; ne de huzurlu “değildi” benim sevdam, ne de mutlu “olamadı”…

Hiç uyanamadı sevdiğinin sesiyle ve bakışıyla ve nefesiyle, ya da nefessizliğiyle. Hiç Ankara baharından ayrılıp da, Sivas yollarına düşemedi benim sevdam, aslında mavi olmayan o 4 Eylül treniyle. Ne Ankara ağlayabildi gidişine sevdamın, ne de Sivas gelişine…

Benim sevdam hep arandı ama, hep soruldu! Asla üzülmedi benim sevdam. Sevdiğinden uzaktayken bile hep konuşabildi onunla. Hiç engel çıkarmadı sevdiği. Haftalarca habersiz kalmadı. Özlediğinde azarlanmadı, o da özlendi. O gecelerde rahat uyudu hep, sabahları huzurla uyandı.

Ve lanet bir Haziran gecesinde, saatler ikiyi vurduğunda sevdiğinden ayrılmadı benim o akılsız sevdam,
Terk edilmedi kör bir gecede,
Cansız bir ışık altında son kez rezil olmadı benim sevdam,
Ne terk edildi, ne de gece yarısıydı vakit…
Hiçbir mesajını, hiçbir fotoğrafını, hiçbir biletini hayatından silmedi o zavallı sevdam,
Kirpiğinin bir tanesine vurulmadı benim sevdam,
Ve terk edilmedi bir gece yarısı…
Yarım, masum bir gülüşle hayat dolmadı,
Ve terk edilmedi,
Hasta ruhlu bir karanlık da değildi halbuki…

— Nedir hayatım mevzu? Ben tam olarak anlayamadım ki.
— Beni dinlemezsen anlayamazsın tabi. Ne düşünüyorsun sen yine?
— Bilmem, gidişin geldi bir an aklıma, daldım öylece.
— Hayatım tamam da; bunu bu kadar sorun etmesen? Sonsuza kadar Sivas’ta kalamam ya?
— Bazen benden ayrılacağından korkuyorum. Ne bileyim, sanki beni bırakacakmışsın gibi bir hisse kapılıyorum. Beni terk mi edeceksin?
— Bir kere benim seni hiçbir zaman bırakmaya niyetim yok, bunu aklından tamamen çıkarmalısın. Böyle bir ihtimal hiç olmadı, olmayacak da!
— Ya tamam da…
— Bunun tamı yarısı yok! Bu saçmalığı bir daha duymak istemiyorum senden. Hem gülümse, böyle somurtunca çok suratsız birisi oluyorsun.
— Peki, sen bilirsin. Amasya’ya gitmeyi düşünüyorum bu yaz, gidip şu Ferhat’ın deldiği dağı görmeliyim. Sen de gelsene benimle?
— Zaten seni tek göndermem oralara, başka kızlar da olur orada. Gider bakarız benim için nasıl delmişsin o kocaman dağı…

Ah, söylemeyi unutmuşum galiba. Benim sevdam her şeyi yaşadı, hiçbir şeyi yaşamadığı kadar. Ölüydü aslında, yalnız ve diri olduğu kadar. Öldü, yalnız kaldı, hırpalandı, terk edildi belki ama asla onursuz olmadı benim sevdam.
Ve
Asla bir üçüncü kişi olamadı, üçüncü bir kişiyi de kaldıramadı. Ya iki kişilikti, ya da yalnız. Çünkü Dört Eylül Mavi olmayan treninin hiçbir Pulmanında 3 kişilik yer yoktur.

Aydın AKDUMAN, Yazılış Tarihi: 25 Haziran 2006Son Düzenleme: 27 Nisan 2007


Bu sayfayı aşağıdaki topluluk sitelerinde yayınlayabilirsiniz
Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Facebook! StumbleUpon! Yahoo! Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Yorum ekle

:D:lol::-);-)8):-|:-*:oops::sad::cry::o:-?:-x:eek::zzz:P:roll::sigh:


Güvenlik kodu
Yenile

     
 
 
     
Sanatyorum.com'da yayınlanan eserlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarına aittir.
Sanatyorum.com bu sebeple sorumlu tutulamaz. 2005-2008

Güzel Sözler