 Miş’li geçmiş zamanla biten tüm şarkılar! Sizleri çağırıyorum bu gece. Çıkın saklandığınız mezarlarınızdan, benim ölümüm için tekrar dirilin…
Beyinlere tümör olmuş tüm teselli cümleleri, sizler de bölünün bölünebildiğiniz kadar aranızda! Zehir olup akın, çamur içinde sivri topuklar tarafından ezilmiş yüreğime! Vakit ölme vaktidir benim için… Haydi, buyurun cenazeme! Kafatasımın dehlizlerinde saklanan, kurumaya yüz tutmuş gözyaşlarım… Uyanın ölüme! Uyanın bakın, Azrail geliyor beni almaya, bu gece ölüm vaktidir! Vakit geldiğinde kaçacağımı mı sandınız? Hayır, siz bilmez misiniz ki ben her zaman ölümün ayak izlerini izledim? O ayak izlerinin kimlerin kanı olduğunu bilir misiniz? Haydi, ben korkmuyorum, siz de korkmayın! Akın gidin… Akmasanız da yine gideceğiniz yer toprak değil mi? Yoksa benimle cehenneme kadar gelecek misiniz?
Haydi, dostlar, taşıyın beni omuzlarınızda! Bu güne kadar dilinizde belinizde taşıdınız beni, bir gün de omzunuzda taşıyıverin… Korkmayın! Ölmezsiniz. Zira giden yalnızca benim, Azrail benim için gelecek!
Onun adına yazdığım sayfalarca yazı! Üzerine adını bıkmadan karaladığım sayfalar! Selam vermeden başlayamadığım günlüklerim! Siz de artık gelin, cehennemim olun. Benim yüreğim el vermez sizi yakmaya! Zira siz bana ondan en büyük mirassınız. Varın, siz kendi kendinizi yakın! Yakın ki, bende sizin içinizde kavrulayım, kendi kendimin içinde gideyim Allah’ıma! Azrail beni nefesiyle götürsün, uçayım ilk ve son kez…
Bu kadar mı zor geliyor ölümün yanında benimle beraber gelmek? Zaten amacınız beni yaşarken öldürmek değil miydi? Neden gelmiyorsunuz, neden eşlik edemeyecek kadar acizsiniz? Tamam, gelmeyin o zaman! Ben yalnız da giderim, sizin hayatınız size kalsın. Yeterince hayat verdim ben size… Ama gocunmayacağım! Azrail’in çırağıyım ben, nasıl gidileceğini iyi biliyorum. Ama en acıtan şekliyle alsın diye dua edin bari, bari ben giderken siz bayram edin! Mutlu olun, ey yaşamıma yön veren korkularım, korkum, sevdiğim, sevgim… Ha gitmeden, seni unuttum sanma ey sevgili! Sen gel cenazeme, sen gör eserini. Sen gel gör ki, ben rahat gideyim. Yaşarken yanımda değildi ama ölürken yanımda diyebileyim. Ama sakın ola siyahlara bürünmeyesin, zaten siyah olacak her yer. Ben katilimi nasıl görebileceğim o zaman? Ve sakın ağlama ey beni öldüren sevgili! Bu kefene birkaç damla zehir fazla gelir! Elinden bir ölümü daha kaldıramam…
— Sabahtandır sana burada tüm günü anlatıyorum, ama sen beni dinlemiyorsun bile! — Biliyorum, ama ondan ayrıldım. — Sen ondan ayrılmadın, o seni terk etti. Hem bana pek ayrılmış gibi görünmüyorsunuz. Hatta sen bu ayrılığı kabullenmiş gibisin. — Neden? — Sürekli gülüyorsun, rahatsın. Sanki hiç onu tanımamış gibisin. Kusura bakma ama ilk kez senin gibi ayrılanını görüyorum. Umarım kafayı sıyırma yolunda emin adımlarla ilerlemiyorsundur! — Bu kadar soğuk espri yapma bana bugün, yeterince soğuğum zaten onsuz. Isınamıyorum… — Yalan söyleme, seviyor olsaydın bu kadar çabuk kabullenmezdin onsuzluğu! Sende de var bir noksanlık. Sen benim tanıdığım sevgiliysen eğer, bu ilişkinin sonu kesinlikle böyle olmazdı. Hani onun için ölürdün?
Bilmem, belki de ölmem…
Aydın AKDUMANYazılış Tarihi: 05 Haziran 2006Son Düzenleme: 24 Nisan 2007 |