|
Kuralları var yaşamın! Öyle kişisel gelişim kitaplarındaki gibi hop diye seçemiyorsunuz hayatın sahnelerini. ‘Aman anne sıkıldım ben bu evden, komşuları da sevmiyorum,hadi taşınalım.’ Veya ‘Ben bu okulda okumak istemiyorum baba, hatta ben okumak bile istemiyorum.’ Veya teyze ben daha küçüğüm, söyle evlendirmesinler beni o yaşlı adamla.’… Hadi seçin yaşamı! Paranız olsa gücünüz yoktur,gücünüz olsa eş-dost yoktur,onlar olsa sağlık yoktur,sağlık olsa önünüze dikilmiş duvarlar yıkar ümitlerinizi. Hadi seçin seçebiliyorsanız yaşamı!
Herkesin duası başka beklentilerle doludur. Çocuğu hasta olan bir anne ilk önce ’Sağlık’ dileyecektir Allah’tan; fakir bir adam ’Para’ isteyecektir; sağlıklı ve zengin insanlar bir şey istemez mi sanıyorsunuz? Yo, onlar kendileri için çok önemli olan bir şey ‘Huzur’ isteyeceklerdir. Bunların hepsi bir sebepten müteşekkildir. Kimde ne eksikse onun için çabalar ve onun için dua eder. Tabi bunun da istisnaları mevcuttur. Yaşlı insanlar gençlik istemezler genelde. Onların dilediği ‘Af’tır. Bazılarının istekleri hiç gerçekleşmeyecektir. Bazıları ise bazılarının göz yaşları içinde dilediği şeylere hiç dua etmeden sahip olacaklardır. Ve bu hayat, hayaller ve umutlar içinde filizlenip filizlenip budanan sevinçlerle sürüp gidecektir.
Hiç dua etmiş olmak için dua ettiniz mi? Evet, evet doğru; karşılığını beklemeden, olmasını ummadan dua etmek. Ben inanmayın demiyorum, hayal etmeyin demiyorum, dua etmeyin demiyorum. Sadece diyorum ki: neden duaların karşılığını hep bu maddi hayatta bekliyoruz,ümitleniyoruz ve gerçekleşmeyince hayal-i sükuta gark oluyoruz ki? Bize müjdelenmedi mi sanki bu dünyada vücut bulmayan her duanın uhrevi boyutta içinden nurdan ırmaklar akan cennette bir köşk olarak bize tahsis edileceği? Bir de böyle deneyelim ne çıkar. Hani Arapça bilmiyorken Arapça edilen dualara ne kadar huzurlu ve sakin ‘Amin’ diyorsak o kadar rahat ve acındırma yapmadan edelim duamızı ve konduralım nazikçe kelebeğe benzer ‘Amin’imizi. Ve dua ettiğiniz, dilediğiniz her şey kalsın oracıkta.
Şimdi ‘Şükür’ faslına geçiyoruz. Hayatımızda sahip olduğumuz ama elimizde olduğu için kıymetini bilmediğimiz ve gözümüze görünmeyen bütün iyilikler-güzellikler için şükredelim. Bunu içimizden gelerek yapalım. ‘Allah’ım sevdiklerimin acısını gösterme!’ duasına nasıl bir coşkuyla ‘Amin’ çarpıyorsak, işte öyle yürekten ‘Şükür’ demeliyiz. Kırılan bardağın camıyla bir yerimizin kesilmemiş olmasına bile şükretmeliyiz. Bütün ömrünüzü düşünün. Annemize ‘of’ dememizden ötürü başımıza gelebilecek ama gelmemiş bütün belaları, öldürdüğümüz bütün haşerelerin tutmamış ahlarını, içimizden gelmiş ama yapmadığımız bütün kötülükleri düşünün. Böyle yüzlerce şey için şükredin. Ufak şeyler bile olsa hakları var hepsinin üstümüzde.
Sıra geldi dualarla şükürleri birleştirmeye. Nasıl mı? Şöyle ki; Öğrencinin duası: ‘Matematik dersinden iyi not alabilmek’ Öğrencinin şükrü: ‘Türkçe dersinden iyi not almış olmak’ Birleştirince şöyle oluyor: ‘Matematik dersinden iyi not alamasam da Türkçe dersinden iyi not aldığım için şükrediyorum.’ Başka bir örnek; Fakir çocuğun duası: ‘Yaş pasta yiyebilmek’ Fakir çocuğun şükrü: ‘ Ekmek yemek’ Birleşimi: ‘Yaş pasta yiyemesem de ekmekle karnımı doyurduğum için şükürler olsun’ Mahluk-u beşer çeşit çeşit. Diğer bir örnek: Genç kızın duası: ‘Komşu kızı Melek kadar güzel olmak’ Genç kızın şükrü: ‘Öbür komşu kızı Döndü kadar çirkin olmamak’ Birleştiriyoruz: ‘Melek kadar güzel olamasam da Döndü kadar çirkin olmadığım için şükrediyorum’( Haşa Allah’ın yarattığına çirkin demek ne haddimize de mesel vermek özrüyle)Diyelim ki genç kızımız ergenlik psikolojisiyle mahalledeki en çirkin kızın kendisi olduğunu düşünüyor, o zaman ne yapacak? Şükründe en çirkin erkeği kullanacak, o da mı olmadı? Kedi, köpek, böcek her şeyi şükrüne vesile yapabilir. Dua edecek bir şey bulamasanız bile emin olun şükredecek birçok şey bulabilirsiniz. Bizler de kendi dualarımızla şükürlerimizi birleştirelim.
Niye yaptık şimdi bunları? Mutlu olmak için! Zaten ortak amacımız o değil miydi? Hani korkularımızdan kaçarak değil onların üzerine giderek yenebiliriz ya onları ben de yaşamın içine daha çok eğilerek mutlu olabileceğimiz bir yol buldum: Beklentilerden kurtulup şükretmek! Her şey olacağına varır, siz isteseniz de istemeseniz de. Sadece diyorum ki günlük telaşlarımızdan, üzüntülerimizden, sevinçlerimizden bir dakika sıyrılalım. Uzaktan bakalım kendimize, aynalar göstermese de yaşadıklarımızı, hafızamız gösterir. Kapatalım da gözlerimizi günün içinden mutluluk kapalım biraz.
Hayal kurmak güzeldir tabi. Her insan biraz hayalperesttir. Fakat bazılarımız sadece hayallerle mutlu olur. Ben hayatlarını hayalleri kadar sevmeyen insanları hayatlarıyla yüzleşmeye çağırıyorum. O hayatın getirdiği en ufak güzelliğe şükretmeliyiz. En hain, en çirkef hayatın içinden bile bulunur mutlu olunacak bir şey. Kendi hayatımızla mutlu olamazsak, o hayatı yaşamış bile sayılmayız. Kırılan ve kırılacak olan bütün hayalleri bir köşeye bırakalım. Ve bütün çirkinliği ve bütün nahoşluğuyla içinde bulunduğumuz hayatın gerçekliğine dalalım. Her denizin dibinde inci vardır, marifet onu derinlerden çekip çıkartabilmekte! |