Sonsuz ışık=sonsuz gölge
Sonsuz ışık+ayna=sonsuz gölge ve gölge yansıması
Işık gücü ve iç içe geçmiş ışıklar gölge renginde ve gölge boyutunda değişimlere sebep olur.
Hangi gölge gerçek insana yakındır? Bunca gölgeden hangisi kalıbımızı doldurur? Kendimizi kendimiz gibi hissettiğimiz anlarda bize en güzel gelen ışıkla oluşmuş gölgemiz gerçek gölgemiz midir? Gölgemizi bulursak kendimizi bulmamız kolaylaşır mı? Yoksa kendini bulamamış insanların gerçek gölgesi yok mudur?
Gün içinde kaç farklı ruh hali geçiriyoruz? Bu takındığımız ruh hallerinden kaç saniyede veya dakikada soyunup başka bir ruh halini giyiniyoruz? Kaç farklı kişiliğimiz var? Bunca kişilik arasında boğulup kaç defa kendimizi bir yabancıymışız gibi izliyoruz? Yoksa bu kişilik değişimleri bağışık olduğumuz bir hal mi? Artık etkilemiyor mu bizi? Ne zaman bu kostümleri bir kenara atıp bütün sevgimiz, bütün nefretimiz, bütün iç duygu ve düşüncelerimizle yani öz ruh tenimizin çıplaklığıyla ‘buradayız’ diyebileceğiz? O gün ölüm günümüz mü? Ya da depresyona girişimizi simgelediğini düşündüren bir travma oluşum süreci mi? Ya da delirmiş olduğumuzu söyleyecekleri hareketler yaptığımız anlar mı? Ya bütün ömrümüzü deli olarak geçiriyorsak ve adını deli koyduğumuz insanlar üst bilinç evrelerine geçmelerinden dolayı bizden farklılarsa? Ya kendini bulmak delirmekten geçiyorsa? Bütün gölgelerin ve zamanın dışına çıkabilme imkânımız olsa görünenin dışındaki varlığımıza rastlayabilir miydik acaba?
Değişmeyen bir şeyler olmalı mutlaka! Aynı nehrin üzerinden sadece bir defa geçebilmek çok mantıksız. O nehir sadece sudan ibaret değil; taşları var, balıkları var, yosunları var… Hem o su bulutlara ulaşıp geri gelmiyor mu? Zaman diyeceksiniz biliyorum. Zaman her saniye her şeyi değiştirmemeli. Tanıdık bir şeyler kalmalı mutlaka. Yoksa benliğimizi bulduğumuz anda kaybederiz. Zaman bizden kapıp götürür onu geçmişe doğru. Sonra yine kendini bulma savaşına başlar ve bu süreğen içinde çürür gideriz. ‘ben’ dediğimiz şey aslında nasıl tasvir edilir? Ruh mu, beden mi, kalp mi, yer mi, zaman mı, ses mi? Ya da hepsinin toplamı mı? Hepimiz yaklaşık aynı değerleri taşımıyor muyuz? ‘insan’ denilen yaratıklarız en geniş tabiriyle. Peki, ’ben’ nerede bunca ‘insan’ içinde? ‘Ben geldim’ dediğimizde sadece bedenen mi ordayız yoksa organik bir bütün dışında metafizik varlığımızın tamamı da orada mı? Yanılsamalarla dolu yaşam. Kelimelerle kavramlar birbirlerini karşılamıyor. Yeni kelimeler türetmeliyiz beklide.
Bu benlik arayışı sürecinde her şeyi sorgulayabiliriz, özellikle duyguları… Hemen sevgi gelir aklımıza. Bütün benliğimizle sevebilir miyiz? Yoksa bütün kalbimizle mi severiz? Ya da bütün ruhumuzla mı? Sevgiyi taşıyan kâse neremizde? Sevgi mekanik mi? Kendini bulamamış adamlar olarak yani daha kendimiz olmadan, sevgimizin ne tarafta durduğunu bilmeden nasıl o sevgiyi başkasına verdiğimizi söylüyoruz ya da düşünüyoruz?
Hissetmek duyularla mütalaa edilir, değil mi? Peki söyleyin bana beş duyu organımızdan başka bir duyu organımız yoksa sevgiyi, kaygıyı, üzüntüyü, korkuyu, heyecanı, sadakati, hoşgörüyü, cesareti ve bunun gibi tensel alandan çok daha derin olan beşeri halleri hissettiğimiz duyu organımız hangisi? Olmadığını söylemeyin sakın. Çünkü canımızı yakan şeyler genellikle bu ismi koyulmamış duyu organımızca hissediliyor. Kırılmış bir koldan daha çok acı hissediyoruz terk edildiğimizde. Ve kulaklarımızla duyup gözlerimizle gördüğümüz, somutluğunu şüphesiz anlayacak kadar dokunduğumuz simgeler bize o isimsiz duyu organımızla hissettiğimiz kadar gerçekçi gelmiyor. Evet, inançtan bahsediyorum. Bizi sevgiye inandıran, bizi güzelliğe inandıran, bizi yaşamın sonsuzluğuna inandıran ve bizi Allah’a inandıran aslında O zatın adresini bilmediğimiz bir yerimize koyduğu isimsiz organın hissettikleridir. Adını insanlar farklı farklı koymuştur. Kalp diyenler vardır, ruh diyenler vardır, akıl diyenler vardır. Ve bu kelimelerin karşılığı her dilde mevcuttur. Ama ben buna ‘gönül’ diyorum. Ne yazık ki bu kelimenin birebir karşılığı her dilde mevcut değil. Sadece biz Türklere has. Gönül kelimesine benden başka organ yakıştırması yapan bir deli daha var mı bilmiyorum. Ama ben altıncı duyu organımıza gönül demek istiyorum. Vicdanı, şefkati, merhameti ve özellikle sevgiyi içimizdeki sızısıyla varlığını hissettiren gönlümüzce duyumsarız. O gönül ki her bedene sığmaz, her dokuyla uyuşmaz ve eziyet eden cefa veren zalimlerin ondan mahrum olmasındandır bu halleri. O gönül ki hassas ve derin insanlarda ikamet eder. Geceleri yastığa başını koyup da yastıktaki gözyaşlarını hatırlayan insanlar kıymetini bilir onun. Kimisi sakatlamıştır yüreğini acılarının ağırlığından, kimisi masumluğun kenarında korunmaktadır melekler tarafından, kimisi güleç, kimi somurtkan… Ama hepsi özünde iyidir gönlü olan insanların. Belki parası yoktur ama emeği vardır; belki emek verecek gücü yoktur ama tebessümü vardır; belki gülen bir yüzü yoktur ama umudu vardır. Ortak noktaları gönül-lü olmalarıdır. Mademki gönlü vardır o zaman meleklerden daha da yüce olabilecek yapıdadır. Madem ki âdemdir melekler secdeye eğilecektir. O ruh o gönle üflenmiştir bir kere. İnsanoğlunun fıtratı letafeti barındırır. O gönlü bulabilsek işte o zaman kendimizi bulabileceğiz. Çelişkilerimiz, karmaşalarımız, bunalımlarımız, karamsarlıklarımız, korkularımız, yaralarımız, yanıklarımız, kötü yanlarımız açılan kapılarımızdan çıkıp gidecek gönlümüze ulaştığımızda.
Yeryüzünde bir gölgeniz, bir ruhunuz varsa bedeninizde, bazen deli olduysanız hayatta, kendinizi bulmak için yola çıkmış bir göçebeyseniz, sevdiyseniz gerçekten ve o derinliğinizdeki gönlü bulabilmişseniz vazifeniz olan tek bir şey kalıyor: davranışa vurmak! Hiçbirimiz bir diğerimizden üstün değiliz. Rabbe göre üstünlük takvadadır. İnsan onun nefesindense eğer, neden olmasın; insana göre de üstünlük tavırdadır. İşte cennet o bilinçle davranan kusursuz gönüllerin mekânıdır. Dünyada aynı davranış biçimlerini yaşatmak mümkündür. Yeter ki bilinç devrimi geçirsin ademiyet. Böylece hoşgörü, saygı ve zarafet ile sevgiyi nur gibi üzerimize yağdırmak bizim elimizdedir. Dünyaya cenneti getirmek bu olsa gerek!
 |
Çok derin anlamlar yüklemişsin kelimelere anlamakta zorluk çekiyorum.Çoğu soru cevapsız kalabilir bu hayatta,ama bazılalarının cevabı ortadadır.
Derinlere dair__demişsin
anlayana ve bu atmosferi solumak isteyenlere...
tebrikler devamını getirmen temennisiyle