Dil bir arslandır ki eşikte yatar,
başıboş kalırsa başını yutar.

Türk Atasözü
Anasayfa Denemeler Bir Rüyanın Katkılarıyla

             
Bir Rüyanın Katkılarıyla
Tayfun KORKMAZ tarafından yazıldı   
Cumartesi, 13 Ekim 2007 13:53
Gözümün önünden gelip geçen ılık bir yaz yağmuru gibiydin o gece.
Ben henüz doğmadan yüreğimin orta yerine mevzilenmiştin ama baba!
Geçen gece gördüm seni rüyamda. Şarkı gibiydin yine, kahkaha üzerine kahkaha.
Sudan bir sebeple sel olmuştu sonra. Sen de, sel içinde bir menekşe ol misali, kapılıp gitmiştin, bir yaz yağmuru gibi, şaşırtarak herkesi.
Ama rüyadır dedik, rüyanın sabahında. Kötü görülmüş her rüyaya uygulanan muamele gibi, “hayırdır inşallah” lafı çıktı ağzımızdan. Hayırdır inşallah baba, hayırdır inşallah...
Derler ki insan sevdiğini görürmüş yitirilmiş olarak rüyasında. Bu sabah baba, bu sabah, hak verdim bal damlayan dillere...
Döndük dolaştık sonra zamana ve yine kollarında mola verdi bizim şirketin otobüsü. Yani gurbet seyahat, sılaya ulaşıverdi aniden. Bizi bir telaş sardı nedense. Anlayamıyorduk. Ben geldiğimde sen gurbete doğru seyir halindeymişsin. Gelince annem söyledi. Oysa ben seni bizim evin önünde hayal ediyordum baba. Yine heybetli, yine o kaşlarla ve yine yarım gözlüğünle gözündeki...
Hayırdır diyorduk baba, hayırdır inşallah...
Ellerin gelip geçerdi ben Sivas’tayken hep düşümde. Ellerin baba, mürekkep kokardı ve bir mektep kalabalığıyla atardı kalbim sesini her duyduğumda. Ahizeye küserdim ne zaman telefonun meşgul çalsa.
Bir söylenti vardır ve genellikle kendini oğul hisseden insanların arasında geçer, sen de bilirsin ya baba, bir zamanlar sana da baba diyecek kimsecikler yoktu hani, işte o tür muhabbetlerin ıslatıldığı sohbetlerin ana konusuydun, kendinden soğuk Sivas’ın gece yarısı seanslarında.
Benim babam derdi Erhan, “sever ama çaktırmaz.”
Benimki de “çaktırsa da ballandırmaz” olurdu Ahmet’in yanıtı.
İlhansa,” bir şeyi alacağım der ama ne fayda” derdi sürekli ki, yemedikleri arkasında sınıfına dâhil edilebilecek bir çocuktu o.
Serhan’ın babası yoktu. Serhan yirmi üç yaşındaydı. Babasını yedi yaşında uğurlamış olmanın burukluğu vardı sazının bam telinde. Babasını, yedi yaşındayken
Saz almaya zorladığı zaman yediği şamardan gaz alarak vuruyor şimdi tellere. Onu kıramayıp aldığı bağlamasını asıyor her gece, ismini hece hece yazdığı sarı boyalı duvarına... Ve bağlıyor konuşmasını, Allah’ın takdiri...
Bense hep sustum! Seni anlatabilecek gücüm yoktu. Az da olsa tarif istiyordu arkadaşlar. Anlatıyordum ben de:
“Benim babam” diyordum göğsümü kabartarak, şimdi size anlatacaklarımın kahramanı diyordum...
Hiçbir zaman, ne sebeple olursa olsun, kimseye muhtaçlık duymadı. Ona ilk baba dediğim anı hatırlıyorum da, çalışıyordu. Emin olduğum konulardan birisi ise, ona en son baba diyeceğim anda da onun çalışıyor olacağıdır!
Elbette ki onu bu denli çalışmaya iten bir sebebi vardı. Her şeyin iyisine layık olabilmek içindi telaşı. Bizim, yani benim, annemin ve kardeşim Mustafa’nın rahat bir yaşam sürebilmemiz içindi bu yaptığı, biliyordum. Ama babam çaktırmıyordu...
Çünkü babalar çaktırmaz denilmişti ona da zamanında babası tarafından. Dedem de çaktırmamıştı oysa ölmeden önce gülleri budadığını, yani çalıştığını! Biliyorum, babam da çaktırmayacak! Çünkü dedem de çaktırmamıştı. Sana söz veriyorum baba, torunlarında bilmeyecek benim de çalıştığımı! Ve bu böyle sürüp gidecek. İşte insanoğlunun yaradılışının en gerçek tarafı diyordum, cenneti annelerin ayağının altına koyan Tanrı, babaya da cennetin anahtarını layık görmüştü...
Siz ne kadar özleyebiliyorsunuz babanızı bu şartlar altında? Yani hani şu, size sevdiğini belli etmeyen, gösteremeyen belki de, belki de size benzetme bulamadığı, ama sizlerin sürekli yanlış yorumladığınız babanızı ne kadar özlüyorsunuz? Sizin de yastığınız ıslanıyor mu diyordum arkadaşlar, aklınızın bir köşesinden çıkıp, kapıdan girdiğini gördüğünüzde babanızı!
Bir baba evladını ne sebeple azarlar? Ya da ne sebeple bu azarın sınırlarını aşar? Elbette ki evladının geleceği açısından! Kabul etmeliyim ki, ben de bunu geç anladım. Ben de kızıyordum babama zamanında yalan yok! Çünkü yalan vardı o zamanlar! Şimdi eser kalmadı çok şükür...”Bir baba evladını ne sebeple azarlar “ açmazını çözdüğümde üniversitenin ikinci sınıfında oturmaktaydım ve bilincimin bir şeyleri şimdi çözümlediği kritik günlerdi. Düşünecek o kadar çok şey varken, ben tuttum, babamı düşündüm! Ve anladım ki, bir insanın babasını düşünmesi, her şeyi düşünmesi anlamına geliyormuş. Ve artık mutluydum! Bir şeyler gelip geçmeden,yine babamın sayesinde, direkten döndüğüm anı biliyorum!
Yani yaşamaya sımsıkı sarıldığım, işime yoğunlaştığım, gelecek vaatli cümleler kurduğum zamanlarda hep, her zaman o stresli rüyayı anıyorum...

“Sudan bir sebeple sel olmuştu. Sen de, sel içinde bir menekşe ol misali, kapılıp gitmiştin, bir yaz yağmuru gibi, şaşırtarak herkesi...”
O gece herkes telefona sarılıp babalarının sesini bir kez daha duyabilmek için canla başla savaşıyordu...
Ben mi baba, bilirsin ya gamsız derler bana, ama bu sefer alakası yok! Aramadım seni o gece diğerleri gibi! Bir sebebi vardı ama...
“Kulaklarımda bir şarklı gibi duymasaydım her an sesini, bu okulu bırakırdım yemin olsun!”
Yani benim can babam, uzun laftan kar ki sayfa bitti toparlamak icap ediyor yavaş yavaş, ama yanlış anlama sakın, bu yaptığım bir yazının sonuç cümlesi değil, ömrüm yettikçe yazdığım bütün yazılarda senden izler bırakarak, hani şu malum “kalem kaşların şaha kalktığında dağlar esas duruşa geçer, ben de mum misali eririm karşında” cümlesinde anlattığım gibi, karşında her zaman saygıyla eğildiğimden bahsetmek, boynumun borcudur...
Ellerinden öperim..


Bu sayfayı aşağıdaki topluluk sitelerinde yayınlayabilirsiniz
Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Facebook! StumbleUpon! Yahoo! Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Yorum ekle

:D:lol::-);-)8):-|:-*:oops::sad::cry::o:-?:-x:eek::zzz:P:roll::sigh:


Güvenlik kodu
Yenile

     
 
 
     
Sanatyorum.com'da yayınlanan eserlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarına aittir.
Sanatyorum.com bu sebeple sorumlu tutulamaz. 2005-2008

Güzel Sözler