gecenin saat üçü, sen kısa anlarımda mutluluk formulüm, gün içerisi sevdalarımın en hakikatlisi,
şefkatlisi, kolumda uyumayı becerebilenimsin, herşeye rağmen... çatal karam... çingenem...
elim eline değdi, elin terledi elimdeyken elinin içi... neden göz göre, kulak işite, neden cevapsız bir çağrı misali, neden kursağıma dizildi o yemekten sonra herşey! neden gittin arkana bile bakmadan be canımın içi...
yüzünde manalı bir gülüş, kalbimden kalbine bir cezalı aşk sözleri... seni seviyorum mudur acaba? yoksa seviyorum mudur seni? nasıl yazarsan yaz işte, sonu buruk, ihtiyar bir aşka çıkıyor... aşksızlığı özlüyor insan, bakınca içine...
hadi yatalım artık şiir, uyanalım önsöz, içelim mi dersin hikayem, yoksa ölümüm mü dersin, roman olur...
sonra diyorlar neden beceremedi...
becermek hangi anlamıyla kullanıldıysa bir düz yazıda, bir şiirde, akılda fesat fikirler doğurur, ki doğurmak çok aileye mahsus bir hadisedir, tarifi yapılmaz... bir şeyi doğurtan değil midir en az iki kişi, ah gönlüm! ah zavallım! nasıl da anlamadım! baksana radyoda da, " karadır kaşların" çalıyor... biz, uğraşıyoruz boşu boşuna, doğurtmayı bir aşkı, üç ahmak! biri kel, kısa boylu, ama şirin, elleri var, yazan... gözleri var okuyup, görüp de sevap kazanan... kaşları karalısı var, kara kalem bir şiir yazdıran, ama olmadı hiçbir zaman aklımın hiçbir köşesinde, biliyorsun, sana karşı hiç yalan!
yine de söyleyemediğimdendir yüzüne, sayfanın yüzünden gör istedim...
bana müsade...
 |